22/11/2008 · Kategori: HABERLER

Giyilebilir battaniyelere ilgi arttı

Uşak'ta bir firma tarafından üretilen giyilebilir battaniyelerin büyük ilgi gördüğü, özellikle kış ayları soğuk geçen ülkelerden talep geldiği bildirildi.

Sesli Tekstil Müşteri İlişkileri Yöneticisi Zeki Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 5 yıldır ürettikleri giyilebilen ve ''televizyon battaniyesi'' adı verilen siparişleri yetiştirmekte güçlük çektiklerini belirterek, üzerinde fermuar ve çıt çıt bulunan giyilebilir battaniyenin çok ilgi gördüğünü söyledi.

İskandinav ülkeleri ve Almanya başta olmak üzere kışı çok soğuk geçiren ülkelerden sipariş aldıklarını anlatan Çelik, Türkiye'nin en büyük battaniye üreticisi firmaları arasında yer aldıklarını kaydetti.

Pamuk ve akrilik ağırlıklı ham maddeden elde ettikleri televizyon battaniyesinin hafif kumaştan üretildiğini ifade eden Çelik, şu bilgileri verdi:

''İnsanların ev içerisinde günlük ihtiyaçlarını rahatlıkla yapabileceği, üzerinde taşırken kişiye herhangi bir hareket güçlüğü vermemesi için fermuar ve çıtçıtlar ilave edilen bu battaniye, çamaşır makinesinde yıkanabiliyor ve uzun yıllar kullanılabiliyor. Ev ortamında hiçbir ısınma aracı kullanılmadan dahi kişi bu battaniyeyi giyerek sıcak bir şekilde hayatını sürdürebilir.''

''Günde 6 bin battaniye üretim kapasitesine sahip firmamızda şu an tam kapasite üretim yapıyoruz. Hatta üç aylık üretim kapasitemiz aldığımız siparişler nedeniyle doldu. Şu an yeni siparişlere cevap veremiyoruz'' diyen Çelik, geçtiğimiz yıl Rusya, Gürcistan ve Avrupa ülkeleri arasında yaşanan doğal gaz krizinin talebi etkilediğini ileri sürdü.

İç piyasadan da bu battaniyeye büyük talep beklediklerini kaydeden Çelik, bu battaniyelerin fiyatının normal battaniye fiyatından biraz pahallı olduğunu, ancak yıkanabilir ve uzun ömürlü olmasının büyük avantajı sağladığını anlattı.

(aa)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

18/11/2008 · Kategori: KARIYER VE ISDUNYASI

İşe aldıran can alıcı cevap...

Bir iş için mülakata alındınız ve size cevabı yanlış ya da doğru olmayan bir soru sordular. Sadece göstereceğiniz refleks önemli. İşte o soru ve cevabı:

Japonya'da saygın bir firmada yönetim, işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya uygun cevabı veren kişiyi de işe almışlar.

Sorunun ilginçliği bu sorunun doğru ya da yanlış cevabının olmaması...

Yağmur bulutları apaçık çok şiddetli bir fırtınanın gelmekte olduğunu söylüyor.

Karanlık yağmurlu bir gece, şimşekler çakıyor, gök gürlüyor, tam bir fırtına var ve siz arabanızla gece saat 02.00'da yoldasınız.

Genelde tek başınıza yolculuk yapıyorsunuz ve o akşam da öyle yaparak ıssız bir yolda ilerlemeye başladınız...

Arabanız iki kişilik. Ve ileride bir otobüs durağı görüyorsunuz.

Arabanızla otobüs duraklarının yanından geçerken oracıkta bekleyen insanlar sizi hep hüzünlendirmiştir oldum olası...

Çünkü otobüs durakları size geçmişinizi hatırlatmaktadır...

Ve işte o yağmurlu ve fırtınalı gecede otobüs durağına yaklaşınca 3 kişinin beklemekte olduğunu fark ettiniz.

Bunlardan; Birincisi bir doktor. Sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış.

İkinci kişi, çok yaşlı ve neredeyse ölmek üzere olan birisi.

Üçüncüsü ise, hayatınızın rüyası, her zaman tanışmak istediğiniz birisi...

Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişilik yer var.

Böyle bir durumda siz olsaydınız ne yapardınız?

Hemen cevap vermeniz gerekmiyor. Düşünün unutmayın doğru ya da yanlış cevap yok. Sizin tercihin önemli sadece...

Görüşmeye girenlerin cevapları şöyle olmuş:

A) Hasta adamı en yakın hastaneye götürelim.

B) Doktor daha önce hayatımı kurtardığı için onu alırdım.

C) Manen düşünürsem tabii ki hasta adamı alırdım ama kendi geleceğimi ve hayatım için her zaman tanışmayı arzuladığım bu kadını arabaya alırdım.

 Görüşmeye katılanların yüzde 90'ı aynı cevabı vermiş; "Yaşlı adamı alırdım"

 Ama bir kişi farklı bir cevap vermiş ve o kişiyi işe almışlar...

İşte işe aldıran o cevap: Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı adamı da hastaneye yetiştirip hayatını kurtarabilir. Böylece ben de hayatımın insanıyla otobüs durağında baş başa kalır onu tanıma fırsatını yakalarım.

Bu çok düşünülmeyecek bir cevap değil ama insanoğlu bencildir ve hiç kimse arabasını vermeyi düşünememiş. Ya siz?


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

10/11/2008 · Kategori: Yazilarim - EMRE URFALI

Gençler gelecekten umutsuz MU?

 http://www.akademimalatya.com/yazi.asp?yazi=39

                “Bir Üniversitelinin İlk Kariyer Adımları” adlı yazımda bazı yerlere değindim. Ama yapılabilecekler bununla sınırlı değil. Bu saydıklarım genel olarak kendimize dışarıdan katkı sağlayabileceğimiz etkinlikler veya çalışmalardır. Bunun yanı sıra kendi iç dünyamızı unutmamız ve de sadece kariyer açısından bakmamamız gerekir. Ben biraz daha farklı açıdan bakmaya çalışacağım.

                Üniversite öğrencisi arkadaşlarımızı gözlemlediğimde çoğu arkadaşımızda pek olumlu düşüncelerle karşılaşamıyorum. Görünen o ki çoğu genç geleceğimize umutsuz bakıyor. Zaten hep görmez miyiz gençlerle yapılan anket çalışmalarını, sonuç hep aynıdır “ Gençler gelecekten umutsuz!” Tamam, bu sonuçlara bakarsak yandık zaten ama şunu da biliyoruz ki gençler geleceğimizdir yani biz geleceğiz! Biz gelecek nesiller isek bizim başkalarından beklentimizin olmaması gerekir. Üniversiteye başlarken bir büyüğüm bana şöyle demişti “ Unutma Üniversite sana pek bir şey katmaz, ne yaparsan kendin yaparsın kendine yaparsın”

                Benim iki şeye alerjim var, umutsuzluk ve pes etmek. Ama gördüğüm o ki gençler de sürekli bir yakınma, umutsuzluk ve durumlara karşı pes etme var. Sürekli durumları, olayları eleştirip çevresine umutsuzluk aşılayan kişileri gördükçe aklıma hep şu hikaye gelir, burada da paylaşmak istiyorum; “ Baba eve akşam saatlerinde gelir. Evin hanımı sofrayı hazırlamakla meşguldür. Baba biraz dinlenmek için televizyon karşısına oturduğunda çocuk oyun oynamaktadır ve çocuk babasına onu lunaparka götüreceğini hatırlatır masumane güzelliği ile. Baba ise yorgun bir şekilde şimdi olmaz daha sonra der. Çocuk biraz ısrar edince baba kendince bir çare düşünür, sen şimdi yukarıda ki dünya şeklinde ki puzzleını yapabilirsen seni lunaparka götüreceğim. Çocuk ise babasının verdiği sözü görünce hemen odasına koşar ama babası da kıs kıs gülmektedir, ne de olsa dünya haritasını ilk kez görecek hayatta bitiremez o puzzleı diye düşünür. Lakin kısa süre sonra çocuk odasından gelir ve bitirdiğini söyler, babası inanmaz ve pekte umursamaz. Çocuğun ısrarları üzerine odasına gider ve puzzleın gerçektende yapıldığını görür. Baba o şaşkınlıkla hemen sorar, nasıl yaptın bunu, nasıl dünya haritasını birleştirebildin? Çocuğun cevabı babayı daha da şaşırtır; o dünya resminin arkasında insan resmi vardı, insan resmini düzeltip puzzle da birleştirince dünya da tamamlandı. Çocuk babasından istediğini kazanmıştır ama bize de burada güzel bir anlam bırakmıştır. Gelecekten umutsuz olan gençliğe, çevresine, yaşadıklarına yakınan gençliğe şunu demek istiyorum, dünyanıza kızacağınıza siz değişin! Siz kendinizi değiştirmekle başlayın, eğer umutsuzsanız umut siz olun, eğer çaresizseniz çare siz olun! En azından çevrenizde ki olumsuzlukları görmek yerine bu konuda kendini geliştirmeye adamış, etrafına ve kendine olumlu şeyler kazandıran kişileri görün neler yapıyorlar biraz bakın. Hatta mümkünse onlara katılın, çünkü en azından siz bir şeyler yapamasanız da onlardan bir şeyler kaparsınız. Çoğu zaman imkanların içinde imkansızlığı görürüz. Yapabileceklerimiz yerine yapamayacaklarımızı düşünürüz. Halbuki isteklerimiz çoksa o zaman imkanlarımızı da çoğaltmalıyız, imkanlarımız az ise o zaman ya isteklerimizi azaltmalı ya da isteklerimizi elde edebilmek için emek vermeliyiz.        

                Üretken gençlik olabilmeliyiz. Sorunların parçası olmaktansa çözümlerde rol almalıyız. Üretebilmeliyiz, fikirlerimizi hayata geçirmeliyiz. Gerçekleşmeyen düşüncelerimiz faydasız düşüncedir. Gerçekleşmesi için uğraş vermeli ve üretken gençlik olma yolunca ilerlemeliyiz. Bunun sınırı yoktur. Şimdi size liste gibi şunları bunları yapın diyemem, bu sizin hayal gücünüze ve bakış açınıza bağlıdır. Sonuç olarak büyük düşünmeli, yakınmamalı, çözüm üretmeliyiz, üretemesek de çözümlerde rol almalıyız.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

5/11/2008 · Kategori: HABERLER

Hangi üniversitesinin kaç bilimsel yayını var?

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 2007 yılında en çok bilimsel yayın yapan üniversiteler ile öğretim üyesi başına düşen yayın oranını belirledi.

YÖK'ten alınan bilgiye göre, bilimsel yayın sıralamasında İstanbul Üniversitesi, öğretim üyesi başına düşen yayın oranına göre ise TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ilk sırada yer aldı.    

''Tam makale''ler dikkate alınarak yapılan sıralamaya 2006 yılında kurulan 15 yeni üniversite ile birlikte toplam 93 üniversite dahil edildi. Öğretim üyesi sayısı, ÖSYM'nin 2006-2007 yılı Yükseköğretim İstatistikleri kitabından alınarak belirlendi.    

Üniversitelerdeki bilimsel yayın sayıları sıralamasında İstanbul Üniversitesi 1254 bilimsel yayın ile ilk sırada yer alırken, bunu 1034 yayın ile Hacettepe Üniversitesi ve 980 yayın ile Ankara Üniversitesi izledi.    

Öğretim üyesi başına düşen yayın sayısında ise ilk sıraları genellikle vakıf üniversiteleri aldı. Birinci sırada TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi yer alırken, ikinci sırada yeni kurulan üniversitelerden Bozok Üniversitesi, üçüncü sırada ise Başkent Üniversitesi bulunuyor.

Bilimsel yayın sayılarına göre yapılan sıralamada hiç yayını bulunmayan Çağ Üniversitesi son sırada yer alırken, Mimar Sinan Üniversitesi 2, Amasya Üniversitesi ise 3 bilimsel yayına sahip. Çağ Üniversitesi öğretim üyesi başına düşen yayın sıralamasında da son sırada yer alıyor.

Yeni kurulan 15 üniversitenin kendi aralarındaki sıralamasında Düzce Üniversitesi 60 bilimsel yayın ile ilk sırada bulunurken, bunu 29 bilimsel yayın ile Bozok Üniversitesi, 25 bilimsel yayın ile Rize Üniversitesi izliyor. Bilimsel yayınların üniversitelere göre genel sıralamasında ise Düzce Üniversitesi 59, Bozok Üniversitesi 65 ve Rize Üniversitesi ise 66'ıncı sırada.

2007 yılında yayın sayıları sıralamasına göre üniversiteler şöyle:        


ÜNİVERSİTE ADI BİLİMSEL YAYIN SAYISI        

1. İstanbul Üniversitesi 1254    

2. Hacettepe Üniversitesi 1034    

3. Ankara Üniversitesi 980    

4. Gazi Üniversitesi 863

5. Ege Üniversitesi 783    

6. ODTÜ 692

7. İstanbul Teknik Üniversitesi 575    

8. Dokuz Eylül Üniversitesi 503    

9. Erciyes Üniversitesi 477

10. Ondokuz Mayıs Üniversitesi 472


2007 yılında öğretim üyesi başına düşen yayın oranları ise şöyle:        

ÜNİVERSİTE ADI BİLİMSEL YAYIN ORANI        

1. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi 1.46 

2. Bozok Üniversitesi 1.32

3. Başkent Üniversitesi 1.30    

4. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 1.04

5. Koç Üniversitesi 1.00

6. ODTÜ 0.95    

7. Erciyes Üniversitesi 0.87

8. Bilkent Üniversitesi 0.84

9. Çankaya Üniversitesi 0.82

10. Atılım Üniversitesi 0.78

 

(aa) 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

13/10/2008 · Kategori: Yazilarim - EMRE URFALI

Bir Üniversitelinin İlk Kariyer Adımları - Emre URFALI/Akademi Malatya

Bir Üniversitelinin İlk Kariyer Adımları

images/kariyer.gif

Üniversitelinin tutkusudur, hedefidir kariyer. Onun gelecek düşüncelerinde hep o vardır, "kariyer".
Kimi çok büyük bir şirkette yönetici olmak ister, kimisi sadece para kazanmak ister, kimisi her işi yaparım diyip ünlü markalarda bulunmak ister, kimisi kariyer de yaparım çocukta der. Peki ne kadarı gerçekten hedef olabiliyor veya yaptıklarımız hayalimiz ile hedeflerimiz ile ne kadar uyuşuyor. Hayallerimiz, hedeflerimiz ne kadar gerçekçi ?
İstediğimiz kariyer için ne zaman, neler yapmalıyız?

Hayalleri Olan İnsan Durdurulamaz

Çok hoşuma giden bir kitap vardı onun ismi her şeyi anlatıyor aslında; Hayalleri Olan İnsan Durdurulamaz; . Burada da dediği gibi, durdurulamaz gerçekten hedefine hayaline bağlı bir insan.
Çabalar, emek verir ulaşmak için, doğru yoldan gitmeye çalışır. Zaten onun doğru yolu hedefine, hayaline giden yoldur. Zaman zaman ne yapması gerektiğini bilemese de öğrenmek için çabalar. Hatta bazen sonuç istemediği gibi olsada hedefine ulaşma çabası ona zaten yetecektir. Derler ya, eğer yıldızlara ulaşmayı istiyorsan gökyüzünü hedefleyeceksin kendine ve gökyüzüne ulaşmaya çalışacaksın. Peki az önceki sorular gibi biz ne kadar hayal kuruyoruz veya ne hedeflerimiz var? Şöyle sorsak peki sizce, "Kariyer" bir hedef midir, hayal midir, yoksa bir araç mıdır ?

Bir üniversiteli daha okurken adımlarını atacak;

Üniversite de geçen zamanda yapılanlar sanki hayatımızda nakış işler gibi, halı, kilim dokur gibi olacak.
Bir üniversiteli önce gerçek bir hedef seçecek kendine. Hedef, zengin olmak, araba almak, zengin eş bulmak, bir bankanın müdürü olmak, marka bir kurumda olmak vs. değildir. Hedefte adres tam olarak bellidir. Bazıları hedefini küçük tuttuğu için bakış açısını genişletemediği için yaptıkları da o orantıda küçülüyor. Bir hedef bir bankanın şubesinde olmak mıdır yoksa o bankanın genel merkezinde karar mekanizmasında olabilmek midir? Biri bir bankada veznedar olmak ister, biri bankada uzman olmak ister, diğeri müdür olmak ister, bir diğeri ise bankanın sahibi olmak ister. Öncelikle bir hedefiniz olsun. Bir üniversiteli hedefini değiştirebilir çünkü öğrenme sürecindedir. Vaktini iyi değerlendirmeli hedefine sadık olmalıdır. O hedefi orda onu bekliyordur. Sadık kalınmazsa beklemek için bir nedeni olmaz "hedefimizin". Elimizden uçup gider. Bu yüzden de fırsatları iyi değerlendirmek gerekir.

Fırsatlardan biri verilen zamandır!

Üniversite de geçen zaman en verimli kullanılabilecek zamandır. Hedefe giden doğru yolda zaman, kullanılması gereken en önemli kaynaktır. Hedefe giden yolda atılması gereken ilk adımlardan biri de üniversite de yapılan çalışmalardır. Verilen ödevler bile aslında güzel çalışmalarla sonuçlanır. Ödevlerini çok güzel bir disiplinle yapan biri iş dünyasında da hiç sıkıntıya uğramayacaktır o disiplinini kaybetmediği sürece. Diğer çalışmalar da kulüplerde, topluluklarda veya derneklerde gerçekleştirilebilir. Hedefine uygun bir kulüp ile doğru, yararlı çalışmalar gerçekleştirme imkanına sahip olabilirsiniz. Bundan kesinlikle faydalanın.Takım çalışması karşınıza her zaman çıkacaktır.

Okumak Okumak Okumak

Kariyer adımlarımızda etkili yöntemlerden biri de elbette araştırıp, okumaktır. Olmak istediğiniz kişileri veya bulunmak istediğiniz mevkideki kişileri araştırın. Özellikle biyografilerini okuyun. Kendinizi onların yerinde hayal edin ve şimdiye bakın. Eksiklerinizi görebilir, tamamlayabilirsiniz. Kişisel gelişim bitmeyen bir süreçtir, bunu unutmayın.

Hata yapmaktan korkmamalısınız. Siz ilerde en doğruları yapan kişi olmak istiyorsanız, bırakın şimdi hata yapın. Tecrübe kazanmak bir üniversitelinin en önemli ihtiyacıdır. Çalışmalarınızın hepsi bir tecrübedir. Stajlar bir tecrübedir. Ödevlerinizde bir tecrübedir. Büyük bir iş adamına sormuşlar tecrübeyi nasıl tanımlarsınız diye, hatalarım demiş.
Son olarak; bir üniversiteli kendini geliştirmez, sadece derslerimi geçeceğim der ise, sıkıntıya düşmesi kaçınılmazdır. Üniversiteyi yeni kazanan arkadaşlarımız umarım kendi yolunuzu erken çizebilirsiniz. Hepinize başarılar.

http://akademimalatya.com/yazi.asp?yazi=14

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

10/10/2008 · Kategori: BILGILER VE DUYURULAR

Kızılay, Kulüpleri Antalya’ya Götürüyor

Kızılay, Türkiye’deki genç nüfusu Kan Bağışı konusunda bilinçlendirmek amacıyla Hedef 25 Programı adı altında üniversite kulüplerini 26 Ekim-01 Kasım tarihleri arasında Antalya Kemer’e gönderiyor.

 

Bu programla Türkiye’deki genç nüfusunun öz kaynaklarının harekete geçirilmesi yoluyla, yine genç nüfusun 25 yaşına kadar Kan Bağışı konusunda bilinçlenmelerini ve “Gönüllü, Sürekli ve Bilinçli” Kan bağışçıları olmalarını ve ileri nesillerdeki bilinci oluşturmalarının sağlanmak isteniyor.

Türkiye’de 18–27 yaş grubu genç neslin nüfusu 15 milyondur. Bu genç nüfusun bir kaç yıl sonra erişkin yaş grubunu oluşturmaya başlayacağı düşünüldüğünde gençleri ortak alabilecek çalışmaların bir kaç yıl içerisinde toplumun genelini de etkileyebileceği öngörülebilmektedir.

Özellikle eğitim çalışmalarda hem onların kendi yaşamlarında kullanalabilecekleri bilgiler kazandırılabilmeli ve hem de kan bağışı bilincine ve Kan bağışçısı kazanabilmek konularında donanımları sağlanabilmelidir. Bu durumda karşılıklı bir fayda ve dolayısıyla toplumsal bir faydanın temeli atılacaktır. Bu çalışmaların devamı da beraberinde getirildiği takdirde hazırlanabilecek bu program sonucunda Kan Bağışı konularında ve bireysel başarılar konusunda kısmen donanımlı genç bir nesil oluşmaya başlayabilecektir. Bu da beraberinde Güvenli ve Sürekli Kan Bağışının sağlanmasını getirebilecektir.
 
Şu anda Kızılay tarafından 'Hedef 25 Program' adı altında bir program hazırlanmaktadır. Bu program söz konusu paydaş kitlenin yılda 1 kere eğitimlerini, Kan Kampanyalarını (yarışma kampanyaları ve eğitim programlarına paralel olarak Uluslararası projeler hazırlanmasını, televizyon ve radyo reklamlarını, standart hale getirilmiş eğitim materyallerini) içerecektir.

Programa katılmak isteyenler 14 Ekim 2008 tarihine kadar Metin Soylu Yerleşke2023 Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü’ne www.yerleske2023.com adresinden ulaşabilirler.
Cep: 0 532 647 05 80  ya da  Ofis: 0 212 351 70 23-24
 
İnternetten müracatlarınızı ise yerleske2023@gmail.com adresin adınızı, soyadınızı, üniversite, kulüp, cep telefonunuzu e-mail adresinizi yazarak bildirebilirsiniz.

Gidiş-Dönüş ve Konaklama-Yeme-İçme tüm masraflarınız Kızılay tarafından karşılanacaktır.

http://www.uniaktivite.net/aktiviteler/8365/kizilay_kulupleri_antalya_ya_goturuyor

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

8/10/2008 · Kategori: HABERLER

Başarılı gençler bu adreste! www.basariligencler.com

www.basariligencler.com
MURAT TOKAY
Başarılı olmayı kim istemez ki? İyi bir eğitim almak, iyi bir iş sahibi olmak her gencin hayalidir. Diplomalı işsizlerin her geçen gün çığ gibi büyüdüğü ülkemizde bunu gerçekleştirmek öyle kolay değildir.

Ama bugün çok önemli kurumlarda ciddi sorumluluklar alan gençlerin sayısının her geçen gün arttığı da bir gerçek. Yolun başındaki her genç akranlarının bu başarısını merak eder. Onların tecrübelerinden faydalanmak ister. Peki bu arkadaşlar başarıya nasıl ulaştılar? Nasıl bir hikayeleri var? Genç yaşta bu kariyere ulaşmak için neler yaptılar? İşte İbrahim Eryiğit de bu soruların peşine düşen gençlerden birisi. http://www.basariligencler.com’un kurucusu ve editörü. 25 yaşında.

basariligencler.com 7 Nisan 2008’de bir kitaplaştırma projesinin web yayını olarak kuruldu. Sitede bugüne kadar 19 gençle yapılan röportaj yayınlandı. Röportajları İbrahim Eryiğit yapıyor. Site genç kalemlere de açık. Mihraç Cerrahoğlu, Sinan Gülebaş, Ubeydullah Tanrıöver, Mehmet Cihangir gibi genç isimler de yazılarıyla başariligencler.com’a destek veriyor. Sitenin üyelik sistemi yok. Herkes siteye girip yazılanları okuyabiliyor, yorum yapabiliyor. “başariligençler”in ‘facebook’ta da bir grupları var. Sitede yakın zamanda “genç köşe yazısı” yarışması olacak.

Sitenin yöneticisi İbrahim Eryiğit, kendi alanında başarılı gençlerin röportajlarının yer alacağı bir platform oluşturmak amacıyla yola çıktığını söylüyor. Eryiğit, kuruluş amaçlarını şöyle açıklıyor: “Başarılı gençlerle yapacağımız röportajlarla onları yakından tanıyacak ve onlardan bir şeyler öğrenerek motivasyonumuzu artırmaya çalışacağız. Bununla birlikte ‘Genç Köşe’ ile okuyucu gençlerimizin daha başarılı olabilmesi için bir rehber olma amacındayız. Her geçen gün kendini geliştirmenin etkisiyle gençlerin ve kendini genç hissedenlerin buluşacağı bir portal olan basariligencler.com iyiyi, güzeli, doğruyu, samimi ve faydalı olanı verebilirse kendini mutlu sayacaktır.”

İbrahim Eryiğit, projenin birçok insandan takdir görmesinin kendisini mutlu ettiğini belirtiyor. “Böyle bir çalışmaya gerçekten çok ihtiyaç varmış inanın.” diyen Eryiğit “Umudumu bu proje ile kazandım.” ya da “Hayatın anlamını kaybetmeye başlarken buraya rastgeldim.” tarzında yorumlar aldığını söylüyor.

Sitede röportajına yer verilen gençlerin çoğu 1980 yılından sonra doğmuş. Başarı öykülerine yer verilen isimler şöyle: Abdülbaki Yavuz, Erdem Genç, Ezgi Harmancı, Ali Rıza, Efe Sıvış, Münteha Mangan, Betül Cemre Yıldız, Gökhan Okur, Tuğba Karademir, Selim Şumlu, Aykut Karaalioğlu, Emrah Kaya, Mehmet Bahadır Er, Nurettin Özdoğan, Ceren Karaçayır, Tamer Şahin, Mihraç Cerrahoğlu, Hakkı Alkan, Ozan Karakoç.

Nasıl başardıklarını anlatıyorlar

Abdülbaki Yavuz’la Altın Portakal’a aday en genç yönetmen seçildiği için görüşülmüş. 8 yaşında Türkiye’ye ilk altın madalya kazandıran Tuğba Karademir bugün 23 yaşında. Karademir de sitede başarı hikayesini anlatan gençlerden. Adı Yok dergisinin editörü Ezgi Harmancı (21) ile şiir ve edebiyat üzerine konuşulmuş. Harmancı yazıyla ilgili kendisine bir gelecek tasarlayanlara şöyle sesleniyor: “Yazmak için birikim gerekli. Çok okumak, insanı anlamak, düşünmek, hissetmek gerek. Kimse yazar doğmuyor. Yazmayı öğrenene kadar çaba göstermek lazım. Ben de bu yolda yürüyorum. Tavsiye değil paylaşım olur yani söylediklerim yalnızca. Bu iş gerçekten sevmeden olmuyor.” Dünya 3.sü satranççımız Betül Cemre Yıldız (19) da bu spora nasıl başladığını, başarıyı nasıl yakaladığını anlatıyor. “Herkesin satranç oynaması gerektiğine inanıyorum. Profesyonel olmasa da hobi olarak insanın hayatına yardımcı olabilecek bir spor.” diyor. Sitede başarı hikayesiyle yer alanlardan biri de Zaman Gençlik okurlarının yakından tanıdığı bir isim: Nurettin Özdoğan. Özdoğan, 22 yaşında. Üniversite son sınıf öğrencisi. Dünyanın en büyük yönetim danışmanlık firmalarından birinde çalışıyor; köşe yazarı, TV programcısı gibi sıfatları başarıyla taşıyor. 25 yaşında 3 şirketin ortağı olan Erdem Genç de, girişimciliğini genç arkadaşlarıyla paylaşıyor. Genç, “Sürekli çabalamak, kurcalamak lazım. Sürekli bir çaba sonucunda mutlaka bir şeyler oluyor, bir sonuç alıyorsunuz. Bir de yanınızdaki insanlar çok önemli. Mutlaka sırtınızı güvenle yaslayacak iyi birer ortakla yola çıkmanızı veya en azından yakın çalıştığınız kişilerin bu şekilde olmasını öneririm.” diyor. National Geographic Dergisi 2007 yılı fotoğraf yarışmasında İnsan kategorisinde Türkiye birinciliği ve dünya ikinciliği alarak adını duyuran fotoğraf sanatçısı Ceren Karaçayır ise fotoğrafa ilgi duyanlarla tecrübelerini paylaşıyor. m.tokay@zaman.com.tr

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

8/10/2008 · Kategori: HABERLER

Gençler işsizlikten eşsizlikten evsizlikten korkuyor

H. Salih Zengin
‘Geleceğimizin umudu’ diye nutuklar attığımız gençlerimizin geleceğe dair umutsuz olduğu ortaya çıktı. Necip Fazıl’ın “Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert “ben varım!” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur!” duygusuna sahip bir dava ahlakını pırıldatıcı bir gençlik...” diye övdüğü, Nihal Atsız’ın “Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve âşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur.

Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lâzımdır.” dediği gençliğin yerinde adeta yeller esiyor. Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğretim görevlileri Doç. Dr. Emine Özmete ve Dr. Ayşe Sezen Bayoğlu’nun 300 öğrenci ile yaptığı “Gençlerin toplumsal refah ile ilgili konularda geleceğe bakışları” adlı araştırmanın sonuçlarına göre, üniversiteli gençler gelecek konusunda oldukça karamsar. Gençlerin toplumun geleceği ve toplumsal refah açısından en çok kaygı duydukları konular arasında iş bulma imkanlarının gittikçe zorlaşması (% 93,3), yeterince para kazanamama ile ilgili kaygıların artması (% 90,6), meslek seçiminin çıkmaza girmesi (% 90) ve toplumdaki evsiz, yoksul ve muhtaç insanların sayısının artması (% 88,3) ilk sırayı alırken, % 89,3’ü de madde bağımlılığının ve alkolizmin yaygınlaşmasından kaygı duyuyor. Gençlerin çoğunluğu da (% 71,3) toplumun depresyona sürüklendiği fikrinde. Psikiyatrist Cemal Dindar, gençlerin iyi bir iş-iyi bir aş-iyi bir eş’e dair düşlerini kaybettiklerini ve her kayıptan sonra olduğu gibi bu düşlerin yasını tutmaya başladıklarını, bunun da gençleri depresyon ve benzeri ruhsal rahatsızlıkların içine iteceği uyarısında bulunuyor. Araştırmayı yorumlayan sosyolog Doç. Dr. Vehbi Başer ise araştırmanın Türkiye’de gençlerimiz arasında ne tür kaygıların yaygın olduğu sorusuna cevap veren bir araştırma olamayacağını ve genele teşmil edilemeyeceğini ancak bunun yapılması gereken çalışmaların belki ilk basamağında yer alan bir araştırma olduğunu kaydediyor.

Yıllardan beri çok genç bir nüfusa sahip bir ülke olduğumuzu söyleyerek gururlanıyoruz. Eh Avrupa ülkelerindeki nüfus dağılımına bakınca bu gururu hak ettiğimiz söylenebilir elbet. Ancak her yıl üniversiteye adım atan binlerce genci kara kara düşündüren bir olgu var: Gelecek kaygısı… Yükseköğretimin sadece % 10’unun teknik ve sağlık eğitimi, %30’unun da sosyal eğitimnden oluştuğunu düşünürsek mezun olanların büyük çoğunluğunun işsizlik sorunuyla karşı karşıya geleceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Eğitimin üretimden ziyade sosyal eğitime dönük olması nedeniyle karşılaşılan bu sorun, her yıl diplomalı işsiz sayısının da katlanmasına yol açıyor haliyle.

20 milyon öğrenciye sahip Türkiye’de her yıl 1,5 milyon yeni kişinin çalışma hayatına girdiği ve sahip olduğumuz 125 üniversiteden her yıl 250 bin civarında öğrencinin mezun olduğu göz önüne alınırsa işsizlik sorununun gençlerde büyük bir paniğe neden olabileceğini söyleyebiliriz. Ülkemizde ise gençlerin toplumsal refah algılarını konu alan çalışmaların sayısı oldukça yetersiz olsa da geçtiğimiz günlerde yapılan bir araştırma gençlerin toplumsal refah ile ilgili konularda geleceğe bakışlarını ortaya koyması açısından anlamlıydı. Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğretim görevlileri Doç. Dr. Emine Özmete ve Dr. Ayşe Sezen Bayoğlu’nun yaptığı “Gençlerin toplumsal refah ile ilgili konularda geleceğe bakışları” adlı araştırmanın sonuçlarına göre üniversiteli gençler gelecek konusunda oldukça karamsar bir tablo çiziyor. Ankara, Gazi ve Hacettepe üniversitelerinden 168’i kız, 132’si erkek toplam 300 genç ile karşılıklı görüşme tekniğiyle yapılan araştırma ilginç sonuçlara sahip. Ancak Balıkesir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Vehbi Başer, bu araştırmanın genelleme yapmak için yeterli bir çalışma olmadığına dikkat çekiyor. “Türkiye’de gençlerimiz arasında ne tür kaygıların yaygın olduğu sorusuna cevap veren bir araştırma değil; bu soruya cevap aramak noktasında, yapılması gereken çalışmaların belki ilk basamağında yer alan bir çalışma. Zaman içinde bu çalışmada kullanılan ölçek geliştirilerek geçerlilik ve güvenilirliği ortaya konduktan sonra, -yükseköğrenime devam etsin ya da etmesin- tüm Türkiye gençliğini (yaş, cinsiyet, yerleşme, aile gelir düzeyi, eğitim, uğraşı vb. değişkenler açısından) temsil edici bir örnekleme uygulanmak suretiyle toplanan veriler analiz edilirse, elde edilecek bulgular, yukarıdaki sorulara bilimsel cevaplar vermemizi mümkün kılabilir. Çalışmayı yürüten akademisyenlerin bunun için gerekli desteği bulmalarını ve bu konuda hepimizi aydınlatmalarını umuyorum.” diyor.

Gençler, madde bağımlılığı ve alkolizmden kaygı duyuyor

Araştırmaya göre toplumsal refah açısından sağlıklı yaşam ile ilgili konularda en çok madde bağımlılığının ve alkolizmin yaygınlaşmasından kaygılanan gençler (%89,3), sosyo-kültürel ve ekonomik yaşama ilişkin olarak da en çok ekonomik koşullar, yoksulluk ve iş bulma olanakları ile ilgili kaygı duyduklarını belirtiyorlar. Büyük çoğunluğunun ailelerinden düzenli harçlık alarak yaşamlarını sürdüren (%96,46) bu gençlerin çoğunluğu da (% 71,3) toplumun depresyona sürüklendiğini düşünüyor. Ancak gençlerin toplum sağlığı ile ilgili konulardaki algıları ve duyarlılıklarının da cinsiyete göre farklılık gösterdiğini söylemek lazım. Kızlar toplumu etkileyen HIV/AIDS ve hepatit gibi ciddi hastalıklar hakkında daha çok bilgi sahibi olmak isterken, erkeklere oranla toplumda madde bağımlılığı ve alkolizmin yaygınlaşmasını daha kaygı verici buluyorlar.

Eş seçmek de zor, arkadaş seçmek de…

Peki gençler kendi geleceklerini nasıl görüyorlar? Gençlerin sosyo-kültürel ve ekonomik yaşam ile ilgili geleceğe ilişkin kaygı duydukları ve toplumsal refah açısından duyarlı oldukları konuları belirlemeyi hedefleyen araştırmanın sonuçları, gençlerin büyük çoğunluğunun (% 93,3) bugün yapılan yanlışların gelecekte olumsuz neticeleneceğini düşündüğünü ortaya koyuyor. Gençlerin toplumun geleceği ve toplumsal refah açısından en çok kaygı duydukları konular arasında iş bulma olanaklarının gittikçe zorlaşması (% 93,3), yeterince para kazanamama ile ilgili kaygıların artması (% 90,6), meslek seçiminin gittikçe zorlaşması (% 90) ve toplumdaki evsiz, yoksul ve muhtaç insanların sayısının artması (% 88,3) ilk sırayı alıyor. Araştırmayı yapan Doç. Dr. Emine Özmete ve Dr. Ayşe Sezen Bayoğlu, gençlerin toplumsal refah açısından, geleceğe ilişkin en çok ekonomik koşullar, yoksulluk ve iş bulma olanakları ile ilgili kaygı duyduklarının anlaşıldığının ortaya çıktığını ifade ediyorlar.

Araştırmaya gönüllü olarak katılan 300 üniversiteli gencin büyük çoğunluğu dünyanın gittikçe kötüleştiğini düşünürken (% 85), gelecekte yaşam koşullarının daha zor olacağına inananların sayısı da (% 84,4) hiç yabana atılır cinsten değil. Evlilik ile ilgili seçeneklerin ekonomik ve sosyal açıdan daha sınırlı hale geldiğini (% 79,0) ve toplumun sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan kötüleştiğini (% 76,0) düşünen genç oranı da azımsanamayacak çoğunlukta. Doğru arkadaş seçiminin zorlaştığını düşünenlerin oranıyla (% 70,6), gerektiğinde anne ve babadan ayrı bir evde yaşamanın uygun olduğunu da söyleyenlerin oranı da (% 65,7) birbirine yakın bir oranda seyrediyor. Ancak araştırmaya katılan gençlerin öğrenim gördükleri temel bilim alanının toplumsal refah algılarını bazı konularda etkilediği gözlemleniyor. Sağlık bilimleri alanında öğrenim gören gençler, fen ve sosyal bilimler alanlarında öğrenim gören gençlere kıyasla gelecekte yaşam koşullarının daha zor olacağına inanırken, sağlık bilimleri alanında öğrenimini sürdüren gençler de, sosyal bilimler alanında öğrenim gören gençlere kıyasla dünyanın gittikçe kötüleştiğine daha çok inanıyor.

Bu tabloya bakarak Türkiye’nin sahip olduğu büyük gençlik potansiyelinin ilerisi için umut vermediğini ve bir tehlike olmaktan başka bir işe yaramadığını söylemek mümkün. Peki ne yapmak gerekiyor? Araştırmayı gerçekleştiren uzmanların önerisi şu: “Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde gençlerin ekonomik koşullarını iyileştirebilecek ve meslek sahibi olabilecekleri eğitim programlarının planlanması ve uygulanması; sağlık ve eğitim hizmetleri ile diğer toplumsal hizmetlerin kalitesinin artırılarak, toplumda yaşayan her bireyin bu destek ve yardımlara eşit bir şekilde ulaşabilirliğinin sağlanması; gençlerin toplumsal refah açısından geleceğe ilişkin kaygı düzeylerini azaltacak, onların hem fiziksel hem de mental olarak daha sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmelerine yardımcı olacak hizmetlerin yaygınlaştırılması ve bu konuda gerekli politikaların oluşturulması ve uygulanması…” s.zengin@zaman.com.tr



“Araştırma sonuçları Türk gençliğinin hepsini kapsamaz”

Doç. Dr. Vehbi Başer (Balıkesir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı): “İşin uzmanı olarak konuşacaksak çalışmanın kuramsal temeli ile yöntemine bakmak gerekir. Bu türden çalışmalar rapor edilirken, önce, araştırmanın omurgasını oluşturan ölçeğin yapısının tanıtılması ve geçerliliği ile güvenilirliğine ilişkin analizlerin sunulması gerekir. Siyasi katılım, aile huzuru ya da sosyal refah gibi farklı konulardaki tutumları dile getiren tutum ifadeleri (item) bulmak -ya da uyarlamak- yetmez; bu ifade setlerinin herhangi bir şeyi gerçekten ölçüp ölçmediğini -ve ölçüyorsa yapılan ölçüme ne kadar güvenilebileceğini- istatistiksel olarak analiz etmek de gerekir. Bunlar yapılmadan bir şeyin gerçekten bilimsel olarak ölçüldüğüne hükmedemeyiz. Ulaştığımız elektronik yayında bu konulara ilişkin bilgi sunulmadığından neyin, niye öyle ölçüldüğü ve bu ölçümün ne kadar geçerli ve güvenilir olduğu gibi konularda fikir beyan etmemiz mümkün görünmüyor. Söz konusu çalışma, Türkiye genelinde gençlerin görüşlerini saptamak üzere temsil edici bir örneklemden veri toplanarak genellemelere ulaşmak iddiasında değildir. Nitekim, veriler Ankara’daki üç üniversitenin öğrencileri arasından toplam 300 gence anket uygulanarak toplanmıştır. Bu nedenle, raporda kullanılan, örneğin “gençler toplum sağlığı ile ilgili konularda en çok … konusunda kaygılanmaktadırlar” türü ifadelerden, tüm Türkiye’de gençlerin böyle bir kaygısı bulunduğu sonucunu çıkarmak yanlış olur. Burada “gençler” denirken “Türk gençliği” değil, araştırmaya dahil edilen 300 gencin kastedildiği anlaşılıyor. Günümüzde gençlik araştırmalarında 15-30 yaş arasındaki bireyleri kapsamak gibi bir eğilim var. Bu çalışmada kapsanan gençlerin ise yarıdan fazlası (%61) 20 yaşının altında. Öte yandan, bu çalışmadan kalkılarak “yükseköğrenim gençliği”nin burada söz konusu edilen türden ve yoğunlukta kaygılar taşıdığı sonucu da çıkartılamaz; zira, bu araştırmaya dahil edilmemiş bölüm ve fakültelerde okuyan, çok çeşitli sosyo-ekonomik ve kültürel kökenlerden gelen ve Türkiye’de, yükseköğretim kurumlarının bulunduğu farklı kentlerdeki gençler ya bu kaygıları taşımıyor; veya çok farklı kaygılar taşıyor da olabilirler.”

***

Gençler, düşlerinin yasını tutuyorlar

Cemal Dindar (Psikiyatr): “Eğitimle rahata ermek isteyen büyük kesim kendi kaderiyle baş başa kalmış durumda. Bu gençler ruhsal olarak ilk gençlik dönemlerinde büyüttükleri ‘iyi bir iş-iyi bir aş-iyi bir eş’e dair düşlerini kaybediyorlar ve her ‘kayıptan’ sonra olduğu gibi bu düşlerin ‘yasını’ tutmaya başlıyorlar. Önemli bir bölümü kendiyle ve çevresiyle çatışmalı bir kişiliğe bürünüyor, depresyon ve benzeri ruhsal rahatsızlıkların içinde kendilerini buluyorlar.”

***

Araştırmadan sonuçlar

Madde bağımlılığının ve alkolizmin yaygınlaşmasından kaygılanan gençlerin oranı %89,3.

Toplumun depresyona sürüklendiğini düşünenlerin oranı %71,3.

Gençlerin %76’sı toplumun sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan kötüleştiği kanaatinde.

Gençlerin %36’sı okul ortamında güvenli olmadığını düşünüyor.

Gelecekte bir dünya savaşının olacağına inananların oranı %67.

Toplumdaki evsiz, yoksul ve muhtaç insanların sayısının arttığını düşünenlerin oranı % 88,3.

Katılımcıların % 90,6’ı, yeterince para kazanma kaygılarının gittikçe arttığı fikrinde.

İş bulma olanaklarının gittikçe azaldığını düşünenlerin oranı % 93,3.

Meslek seçiminin gittikçe zorlaştığını düşünenlerin oranı %90.

Hükümet seçimleriyle ilgilenmeyenlerin oranı %21.

Evliliğin ekonomik ve sosyal açıdan daha sınırlı hale geldiğini düşünenlerin oranı %75.

Doğru arkadaş seçiminin zorlaştığını düşünenler %70,6.

Gerektiğinde anne ve babadan ayrı bir evde yaşamanın uygun olduğunu düşünenlerin oranı ise 65,7.

Sayı:97

ZAMAN GENÇLİK

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

1/10/2008 · Kategori: HABERLER

12 Eylül'den beri böyle rektör görmedi

ODTÜ'nün 68 Kuşağı temsilcisi, özgürlüklerin kalesi Boğaziçi'ne rektör atanınca, ilk işi başörtüsü yasağı oldu. Rektör Özçaldıran 12 Eylül'ü hatırlatıyor...

Öğrencilerin 'Baba Kadri' dediği Rektör Özçaldıran, öğretim üyelerinin sakallarına takan 12 Eylülcü rektörü hatırlatıyor.

Boğaziçi, üniversiteler arasında her türlü düşünceye saygının ve özgürlüklerin kalesi olarak bilinir. Bilimsel üretkenlik ve akademik kalite bakımından da yükseköğretimin amiral gemilerinden biridir. Üniversitelerde gelenekler ve yazılı olmayan kurallar bir anda gerçekleşmiyor. Dünyanın değişik ülkelerinde neredeyse 10 asırlık üniversite geleneğinden söz edilirken, Türkiye'nin modern anlamda üniversite geleneğinin emekleme safhasında olduğu ortada. 19. yüzyılın ortalarında başlayan Robert Kolej geleneği ve yılların kültürel birikiminin Boğaziçi'ni hak ettiği bu konuma getirdiği söylenir. Boğaziçi'nin bir numaralı etik kuralı ise insan hak ve özgürlüklerine saygıdır.

İnsan hak ve özgürlüklerine saygı darbe dönemlerinde bile Boğaziçi'nde kesintiye uğramadı. Bu konuda üniversite hocaları ve öğrenciler arasında anlatılan efsane, Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Birtek'in başına gelenlerdir: 12 Eylül darbesinden sonra üniversiteye, askerî yönetimin atadığı bir rektör gelmiştir. Rektörün önemli icraatlarından biri de hocaların kılık kıyafetlerine çekidüzen vermek olacaktır. Rektör, üniversitede karşılaştığı Prof. Dr. Faruk Birtek'i sakallı görünce, bu durumun üniversiteye yakışmayan bir manzara olduğunu düşünerek "Hocam, sakalınızı kesin!" emrini vermeye kalkar. Birtek hoca şaşırmıştır. Elleriyle sakalını avuçlar ve şöyle der: "Sayın hocam, bu sakallar çok rektör gördü!"

BOĞAZİÇİ YASAKÇI TAVIRLA GÜNDEMDE
Boğaziçi'ne 12 Eylül döneminde Robert Kolej mezunu olmayan ve üniversitenin geleneklerini bilmeyen ilk rektör atanmıştı. Prof. Dr. Ergun Toğrol, bu görevde 10 yıl kaldı. Üniversite tarihinde Robert Kolej mezunu olmayan ikinci rektör ise Prof. Dr. Kadri Özçaldıran oldu.

Okulda 'harbi' yapısı, argo, hatta küfürlü konuşması, gırgırı ve şamatasıyla 'Baba Kadri' olarak bilinen 'elektrikçi' Kadri Özçaldıran, üniversitenin açıldığı gün başörtüsü yasağıyla gündeme geldi. Postmodern darbe olarak bilinen 28 Şubat sürecinin aşırı yaklaşımlarından bile orta yol bularak çıkmayı başaran üniversitede akademik yılın başladığı ilk gün katı bir başörtüsü yasağı uygulanmak istendi. Rektörden talimat aldıklarını söyleyen güvenlik görevlileri, başörtülü öğrencileri kampus girişinde durdurdu. Başörtülü öğrencilere rektörlük tarafından hazırlanan ve içeriğinde "Başörtülü girdiğim takdirde tüm hukuki sonuçları önceden kabul ediyorum." yazılı bir kâğıt imzalatılmak istendi. Kâğıdı imzalayan bazı öğrenciler içeri girerken, imzalamayanlar okula alınmadı. Okula giren servis araçları bile güvenlik görevlileri tarafından aranarak başörtülüler araçlarından indirildi. Bu yasakçı tavır öğrenciler tarafından protesto edildi ve Boğaziçi'nin özgürlükçü geleneğine büyük bir darbe vuruldu.

Göbeğine kadar uzayan sakalıyla komünizmin kurucusu Karl Marx'a benzeyen, saçlarına perma yaptıran, yumurta göbeğinden dolayı sürekli askılı pantolon giyen Kadri Özçaldıran, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) 68 Kuşağı temsilcilerinden.

Rektör Özçaldıran, göreve gelir gelmez kadrosunu kurdu. Yükseköğretim mevzuatında bir rektörün en fazla 3 rektör yardımcısı atama hakkı varken; Özçaldıran, dört 'danışman', bir öğrenci dekanı ve 3 de yardımcı olmak üzere 8 rektör yardımcısı atadı. Rektörün uygulaması kanunda yoktu; ama yaptı. Özçaldıran'ın göreve getirdiği isimler şöyle: Prof. Dr. Füsun Akarsu, Prof. Dr. Emin Anarım, Prof. Dr. Günay Anlaş, Prof. Dr. Yeşim Arat, Prof. Dr. Zeynep Atay, Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, Prof. Dr. Ayşe Gül Toker ve Prof. Dr. Tereza Varnalı.

11 bin öğrencisi, bine yakın öğretim elemanı olan Boğaziçi'ne, dekanlar, bölüm başkanları, müdürler varken 8 yardımcı yöneticinin getirilmesi tartışılıyor. Çünkü üniversitenin geleneğinde katılımcı bir yönetim anlayışı var. Üniversite daha çok bölümler bazında idare ediliyor ve her bölümü de hocaların kendisi yönetiyor. Çoğu zaman bölümdeki işlere bölüm başkanı bile karar vermiyor. Başkan sadece formaliteden ibaret ve hocaların kararını tasdik eder konumda yer alıyor. Yönetimde yer alanların daha çok 'şahin' kanattan seçilmesinin üniversitedeki yasakçı yapıyı hortlattığı kaydediliyor. Çünkü Özçaldıran'ın yönetime getirdiği isimlerin hemen hepsi şu sıfatla anılıyor: Ulusalcı...

CUMHURBAŞKANI GÜL ATAMAK ZORUNDA KALDI
Muhafazakâr camia, Boğaziçi Üniversitesi'nde yaşananlardan sonra, "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, statükoyu temsil eden, özgürlük karşıtı, yasakçı birini nasıl rektör atadı?" sorusunun cevabını arıyor.

Aslında bu soruyu cevaplamadan önce "Boğaziçi hocaları, neden Özçaldıran'ı üniversitede yapılan seçimde birinci yaptı?" sorusuna cevap aramak gerekiyor. Üniversitede rektörün görev süresi ağustos ayında sona eriyordu. Mevcut Rektör Prof. Dr. Ayşe Soysal yeniden aday olacağını aylar öncesinden deklare etmişti. Herkes 'Boğaziçi'nde tek aday' çıkacak nazarıyla bakıyordu. Ancak haziran ayında yapılacak seçime 1 ay kala Kadri Özçaldıran rektörlüğe aday olduğunu açıkladı. Rektör adayı Özçaldıran, hocalara gönderdiği seçim bildirgesinde üniversitenin son yıllarda 'imaj' sorunu olduğunu dile getiriyor ve birtakım vaatlerde bulunuyordu. Rektör adayı Kadri hocanın 'üniversitenin geleceğini ipotek altına alacak' diye bahsettiği imaj sorunlarının başında, üstü kapalı olarak, medya organlarında çıkan başörtüsü, Ermeni konferansı ve Kürt ayrımcılığı ile ilgili haberlerden söz ediliyordu.

Ayrıca Özçaldıran, öğretim üyelerini canevinden vuran vaatlerde de bulundu. Mesela, her öğretim üyesinin konut sorununu çözeceğini ifade etti. Seçim bildirgesinde "Konut sorununun çözümü için Hazine, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ya da TOKİ'den alınacak, iyi bir yerde, yeterince büyük bir arazi ya ciddi bir şirkete pay karşılığı verilerek ya da bir kooperatif kurmak yoluyla değerlendirilebilir ve bu arazi üzerinde bir BÜ-Kent kurulabilir." diyordu.

Özçaldıran, geçim sıkıntısı çeken genç asistanların sevgisini kazanmak ve öğretim üyelerinin desteğini çekmek için 'akçalı' işlere de el attı. Üniversitede teknopark kuracağını ve buradan yılda 4 milyon dolar gelir sağlayacağını anlatan rektör adayı Özçaldıran, her akademisyene buradan yıllık 10 bin dolarlık pay düşeceğini vurguluyordu.

Son bir ay içinde çıkıp bu vaatlerde bulunması, üniversitede son dönemlerinde nispeten pasifleşen Ayşe Soysal karşısında Özçaldıran'ı önemli bir aday konumuna getirdi. Ve üniversitedeki seçimde Prof. Dr. Kadri Özçaldıran 170, Prof. Dr. Ayşe Soysal 146, Prof. Dr. Aslı Tolun 4, Prof. Dr. Niyazi Türkeli 2 ve Prof. Dr. Faruk Birtek ile Prof. Dr. Betül Tanbay 1'er oy aldı. Özçaldıran ve Soysal dışındaki adaylar formaliteden YÖK ve Cumhurbaşkanı'na gönderilecekti. Ayrıca üniversitenin geleneğinde hocaların seçtiği kişiye saygı da vardı. Bu yüzden seçimin akabinde Ayşe Soysal, "24 oy eksik aldım. Değil 24, 1 oy farkı bile olsaydı çekilirdim." diyerek bu aşamadan sonra atanması hâlinde bile rektörlüğü kabul etmeyeceğini ifade etmiş ve YÖK'ün mülakatına bile gitmemişti. Böylece Kadri Özçaldıran, rektör adayı olarak tek başına kalmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de önüne gelen tek aday konumundaki Özçaldıran'ı atamak durumunda kalmıştı.

BOĞAZİÇİ'NİN GELENEĞİ: HER GÖRÜŞE SAYGI
Yeni rektör ve ekibinin akademik yıl başlar başlamaz başörtüsü yasağı ile gündeme gelmesi, Boğaziçi camiasında tartışma konusu oldu. Üniversite hocalarının internet ortamındaki tartışma platformlarında konu hâlâ gündemde. Mesela, sol görüşlü bir öğretim üyesi (ismi mahfuz), tartışma platformunda şu görüşü dile getiriyor: "Başörtüsünden dolayı bayan öğrencilerin üniversiteye alınmamasının laikliği savunmak olduğu savının bazı eksik tespitlere dayandığını düşünüyorum. Kamu eğitiminden öğrencileri soğutmak, onlara eğer değişmeyecekseniz başka yerlerde okuyun mesajı veriyor. Türkiye'yi İran'dan uzaklaştırmaktansa İran'a yaklaştırıyor. Çünkü kamu eğitim kurumlarından gördükleri soğukluğu cemaatlerin sıcaklığı telafi ediyor. Burada eğitim almazlarsa başka yerde alacaklar. Eğer üniversitemiz laiklik adına bir adım atmak istiyorsa, öğrenciyi derslikte tutmalı. İşimizi eğitmenlik olarak tanımlayan bizlerin eğiteceğimiz öğrencileri seçmemiz bazı öğrencileri 'eğitilemez' kategorisine koymamız demektir. Bu da eğitmenliğin tanımına uymaz."

Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Birtek de başörtüsü konusunda Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel'e verdiği röportajda türban yasağına taraftar olmadığını dile getirmişti. "Derslerde ben türbanlı öğrencilere muhakkak izin veriyorum. Çünkü bu öğrencilere saygım var." diyen Birtek, "Gerekçesi ister İslami ister başka bir şey olsun, insanların kılık kıyafetine karışamam. Ben kanun uygulayıcısı değilim. Polislik yapmıyorum." diye konuşmuştu.

Boğaziçi Üniversiteliler Derneği (BURA) Yönetim Kurulu Başkanı Osman Eroğlu da başörtüsü yasağının üniversiteye yakışmadığını savunanlardan. Eroğlu, "Bu üniversite tarihinde bir ilk oldu ve üniversiteye yakışmadı. Bir rektör üniversitede oluşan yılların birikimi bir kültürü, geleneği, okulu değiştiremez. Ben inanıyorum ki öğretim üyelerinin duyarlılığı ve Boğaziçili kültürü bu tavrı yenecek." diyor.

Boğaziçi'nin en önemli özelliklerinden olan farklı görüşteki insana saygı duyma, öğrenciler arasında her zaman dikkat çekiyor. Üniversitede her türlü görüşten öğrenciyi tartışırken görmek mümkün. Ancak bu fikir tartışmaları hiçbir zaman kavgaya dönüşmüyor. Öğrenci ateist, komünist, dindar, liberal veya başka bir dünya görüşünü benimsemiş olsa bile kendi fikri dışındaki görüşlere sürekli saygı gösteriyor. Okul kantinlerinde farklı düşüncedeki kişilerin astığı afişlerin her zaman yan yana olması bunun en bariz göstergesi kabul ediliyor. 30'a yakın aktif öğrenci kulübüyle dikkat çeken üniversitede bugüne kadar 'Öğrenciler birbirine satırlarla, bıçaklarla, yumruk yumruğa saldırdı' gibi haberler duyulmadı. Protestolarını çok seviyeli yapan öğrenciler hiçbir zaman şiddete karışmadı. Bu yüzden de rektör Özçaldıran'ın yasakçı tavrına sağcısıyla, solcusuyla, liberaliyle, pankçısıyla, ateistiyle bütün öğrenciler tepki gösterdi.

BOĞAZİÇİ'NİN ETİK KURALLARI
Boğaziçi Üniversitesi'nde yönetim tarafından öğretim elemanları, öğrenciler, idari görevi olan öğretim üyeleri ve idari personele ilişkin, yasalar ve yönetmeliklerin genellikle kapsamadığı ya da belirlemediği alanlarda uyulacak ilkelere tarafların bağlılığının sağlanması amacıyla etik ilkeler belirlendi. Bu ilkeler şöyle:

İnsan hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi,

Din, dil, ırk, etnik köken, fikir, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, bedensel engel ve benzeri özellikler nedeniyle ayrımcılık ve önyargıya yer vermeden hakça ve dürüst davranılması,

Üniversitede her konunun özgürce tartışılacağı bir ortamın oluşturulması ve korunması,

Bilgilenme, bilgilendirme, öğrenim ve öğretim özgürlüğünün korunması,

Bilimin gelişme sürecinin herkes tarafından desteklenmesi,

Saydamlık ilkesi ile saklı kalması gereken bilginin korunması ilkesi arasında denge kurulması,

Üniversite içi bireyler ve birimler arası ilişkilerin her zaman karşılıklı saygı çerçevesinde tutulması,

Kurumsal kaynakların korunması, özenli, verimli ve etkili kullanımının sağlanması,

Karardan doğrudan ya da dolaylı etkilenenlerin karar verme sürecine katkılarının sağlanması,

Yapılan iş ve alınan kararlarda insanlığın yararı gözetilip sosyal sorumluluk bilinciyle davranılması,

Kişisel yetkinliğin geliştirilmesi; dürüstlük, güvenilirlik, hak ve sorumlulukların bilinciyle davranılması,

Profesyonel yetkinliğin geliştirilmesi; görevin kendine özgü amaçlarına, kurum ve görevin saygınlığının korunmasına uygun davranılması; işin yapılmasında kalite ve etkililik ilkelerinin benimsenmesi,

Bireysel gelişimin desteklenerek özendirilmesi; akademik liyakat, deneyim ve emeğe saygı gösterilmesi,

Çevreye karşı duyarlı, sorumlu ve hayvan haklarına saygılı davranılması,

Üniversitede yetkilerin akademik özerklik, özgürlük ve iyi niyet çerçevesinde kullanılması, sorumlulukların tam olarak yerine getirilmesi; söz konusu ilkelerin yöneticilerce kurum içi ve dışında korunması.

Aksiyon

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

30/9/2008 · Kategori: HABERLER

YÖK'ün "Ulusal Değişim Programı"

YÖK'ün "Ulusal Değişim Programı" 

 
Ankara - Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) yükseköğretim kurumları arasında öğrenci ve öğretim üyesi değişimini amaçlayan ''Ulusal Değişim Programı'' (UDEP) taslağına bayram tatilinin ardından son hali verilecek.
 
YÖK'ün hazırladığı taslak, Avrupa üniversiteleri arasında ülkeler arası işbirliğini teşvik etmek üzere öğrencilerin ve eğitimcilerin değişimini, Avrupa Birliği ülkelerindeki çalışmaların ve alınan derecelerin tanındığı ortak bir platform oluşturmayı hedefleyen ''Erasmus Programı''nın ulusal boyuttaki benzeri niteliğini taşıyor.
 
Üniversitelere görüşleri için gönderilen UDEP taslağının, Ramazan Bayramı'ndan sonra YÖK tarafından tekrar ele alınması ve son halinin verilmesi planlanıyor. Program, üniversitelerin kabul etmesi halinde uygulamaya geçirilecek.
 
Taslağa göre, YÖK tarafından yürütülecek UDEP'ten, Türkiye'de bulunan tüm devlet ve vakıf üniversiteleri ile yüksek teknoloji enstitüleri, bağımsız vakıf meslek yüksekokulları, askeri yükseköğretim kurumları ve polis teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları yararlanabilecek. Yükseköğretim kurumları arasında gerçekleştirilecek değişim faaliyeti bu kurumlar arasında imzalanan ''ikili anlaşma'' kapsamında yapılacak.
 
Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarının herhangi birinde öğrenci ve öğretim üyesi olanların yararlanabileceği program, ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerini kapsayacak.
 
Değişim programına başvuran öğrenciler, öğreniminin bir bölümünü ikili anlaşma ile ortak olunan yurt içindeki başka bir yükseköğretim kurumunda gerçekleştirecek.
 
Programa göre, değişim faaliyetinin süresi aynı akademik yıl içerisinde 1 veya en fazla 2 dönemi kapsayacak.
 
Ön lisans ve lisans programlarının hazırlık ve birinci sınıfında okuyan öğrenciler UDEP öğrenim hareketliliği faaliyetinden yararlanamayacak. Ayrıca, yüksek lisans ve doktora öğrencileri hazırlık ve bilimsel hazırlık dönemi ile esas eğitime başladıkları ilk dönem için bu programa katılamayacak.
 
AA

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »