31/1/2009 · Kategori: HABERLER

Davos Manşetleri ile Türk Basınının Anatomisi

Davos Manşetleri ile Türk Basınının Anatomisi

Hiç merak ettiniz mi, hangi gazetenin arkasında, hangi isim var?

Gazeteler kimi, neden destekliyor veya karşısında?

Ticari ve kişisel ilişkileri nedir?

Basınımızın güzide! kalemleri kimlerin gözünü oymaya çalışıyor veya göklere çıkarıyor?

Bu kalemleri kim tutuyor?

Böyle bir araştırmayı tam sağlıklı ve obkektif  bir şekilde  yapmak aslında çok kolay değil. 

* * *

Labaratuar ortamında deney yapmak kolaydır. Aynı anda, aynı ortamda, aynı şartlarda, biribiriyle benzerlik gösterenler arasında, incelemenizi yapar, sonuç çıkarırsınız.

Basını karşılaştırmalı incelemek için böyle bir labaratuar ortamı yaratmak zaten doğası gereği pek mümkün değildir. Her gazete, hergün  birbirinden farklı manşetler ve konularla çıkar. Dolayısı ile böyle bir analizi yapmak ve sonuçlar çıkarmak  aylar alabilir.

Ama öyle bir olay oldu ki, bütün gazeteler bir sabah aynı olayı manşetlerinden verdiler. Tabii kendi cephelerinden.

Erdoğan’ın Davos’ta verdiği tepki bir sonraki gün, gazetelerin topyekün bu olayı manşetden vermesine yol açtı. Bu da bizim için bulunmaz bir inceleme olanağı, bir nevi labaratuar ortamı yarattı.

* * *

Davos Manşetleri ile 360 dereceden Türk Basını’na bakış, tarihi Davos olayının ardından, gazetelerin manşetleri:

İlk olarak Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Doğan Medya Grubu’na bağlı gazetelere bakalım, zaten görünen en büyük grupta bu
Hürriyet: Davos Ruhu öldü

Milliyet: Davos’ta şok

Radikal: Davos’ta Kasımpaşa Havası

Referans: Diplomat değil Kasımpaşa’lı

Sözcü: Davos’ta bir Kasımpaşa’lı

Aydın Doğan şirketleri ve mal varlığı ile Türkiye’nin en zengin ilk üçü içinde. Trendi güçlü bütün sektörlerde Doğan Grubu var. Bununla birlikte, sahibi olduğu gazeteler dikkate alınırsa, Türkiye’nin en güçlü zengini denebilir. Kızı Vuslat Doğan Sabancı, Sabancı ailesinden Ali Sabancı ile evli. Ali Sabancı aynı zamanda Pegasus Hava Yollarının sahibi. Bu çiftin dünyanın en zengin çifti olduğu söyleniyor.

Aydın Doğan, gücü seven bir adam, politikacılarla çok yakın ilişki içinde AKP’ye karşı CHP’ye destek veriyor. 

Yukarıdaki   Doğan Grubunun çıkardığı gazetelerin manşetlerine bakarsanız Manşetler sanki aynı kalemden çıkmış gibi değil mi? Hatta hadi biraz daha ileri gidelim sanki İsrail’den yayın yapılıyor havası var.

Yazarlarına baktığımızda aynı şey yine mevcut.

 Ben ilkokuldayken yazı yazmayı pek sevmeyen bir öğrenciydim. Öğretmenim bunu bildiğinden ceza olsun diye,  bir cümleyi veya kelimeyi bir sayfa boyunca yazmamı isterdi. Bu ceza kronik bir hale gelince, ben kendime göre bir çözüm yolu buldum; üç kurşunkalemi üst üste koyup öyle yazardım. Yani bir seferde, üç satıra yazabiliyordum. Doğan Grubu’nun şu üstteki manşetlerini görünce birden ilkokul günlerim geldi aklıma.

Turkuvaz Yayın Grubu

Sabah: Davos’ta tavır

Takvim: Davos Bitmiştir .

Turkuvaz Dergi Grubunun Başkanı Ahmet Çalık, zamanında Türkmenbaşı’na yakınlığı ile Türkmenistan’da yüklü ihalaler almış bir isim. Malatyalı, Arnavutluk Telekom’un sahibi, Asya Finans’ın ortaklarından, Başbakan’a en yakın isimlerden biri, Türkiye’nin en zenginleri arasında, bütün büyük ihalelere girmesi ile de ünlü. Holdiglerinin genel müdürlüğünü Başbakan Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak yapıyor. Çalıkların gazeteyi,  devlet kredisi ile adeta para vermeden almaları çok konuşulmuştu. Halen de tartışılıyor.

T Medya Yatrım Grubu’na ait gazeteler

Akşam: Erdoğan’dan rest Peres’den Özür
Başbakan İsrail liderine “Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” dedi ve paneli terk etti

Güneş: Dünyayı şoke eden diyalog! Davos Buz kesti.

Peres ile Gazze tartışmasına giren Başbakan Erdoğan konuşması kesilmek istenince paneli terketti

Tercüman: Davos’ta tarihi Türk Şamarı

Bu gazetelerin sahibi  görünmez olarak Mehmet Emin Karamehmet, Yönetim kurulu başkanları ise Mehmet Bülent Ergin, Grup aynı zamanda Turkcell, iddaa ve Digiturk’ünde sahibi. Gazete patronunun AKP Hükümeti ile arası iyi  değil. BBDK zamanında bankası YKB’na el konulmuştu. Borç ödemeleri halen devam ediyor.

İpek Gazetecilik

Bugün: Küstah Peres’e tokat

sahibi Koza İpek Gazetecilik, Akın İpek, AKP’yi desteklediği biliniyor. İpek Erdoğan’ın yakınlarından.

Cumhuriyet: Davos’ta gerginlik, aynı manşetde,  Altan Öymen in “diplomaside böyle bir uslup yok” yorumuna yer vermiş. Turgay Ciner’in gazetenin gizli sahibi olduğu söyleniyor. Gazete nin görünen yöneticisi ise Ergenekondan gözaltına alınan İlhan Selçuk. Gazetenin kurucusu ise Mustafa Kemal Atatürk.

Star: Tarihi Rest

Sahibi Ethem Sancak, Hedef Ecza deposu ve Holdingin sahibi, Tayyip Erdoğan’a yakın bir isim, aynı zamanda Kanal 24′ün de sahibi, Forbes’a göre Türkiye’nin en zengin 100 kişisi arasında, Siirt’li işadamı. GYY: Mustafa Karaalioğlu. Ethem Sancak’ın , Star gazetesini, Erdoğan’ın ricası üzerine aldığı bir dönem çok konuşulmuştu.

Taraf: Taraf gazetesi özellikle TSK’ya karşı yürüttüğü yayın politikası ile bilinen bir gazete. Tabiri caizse, kafayı TSK ile bozmuş durumda,  Davos olayını ilk gün manşete taşımayı tercih etmedi ve TSK’daki faili meçhulleri hedef alan ve Ergenekon karşıtı haber vermeyi tercih etti. Bununla birlikte Taraf Gazetesi’nin dosyaları incelemeye değerdir ve gündem yaratmaya devam etmektedir.

Taraf’ın sonraki günkü (bugün) manşeti ise Erdoğan’a atfen  “Başına Davos Kuşu Kondu” oldu.

Sahibi Alkım Gazetcilik adına Başar Arslan, GYY Ahmet Altan, Son Dönemde Ahmet Altan gazeteyi batmaktan Mehmet Betil’in kurtardığını bildirdi, fakat bu Mehmet Betil Borusan Holding İcra Kurulu üyesi olan Mehmet Betil değil, peki kim net bir cevap yok,

Türkiye: Erdoğan’dan Peres’e tarihi ders

Sahibi Enver Ören, aynı zamanda İhlas Holding’in patronu. Her daim iktidarların yanında yer alan bir yayın politikası ile bilinmekte. Gazete, ihlaslı müslümanlardan toplanan, müslümanların da bir gazetesi olsun diye bağışlanan paralarla kurulmuştu. TGRT ile birlikte sonraki yayın hayatındaki görüntüsü ile bu paraları verenler acaba haklarını helal etmişlermidir bilemiyoruz. Ören aynı zamanda 28 Şubat sürecinde batırdığı İhlas Finans ile de ünlü. Gazetenin  eski yayın yönetmeni Sebahattin Önkibar’ın yazdığına göre; Enver Ören , 1998 yılında, araya birçok aracı sokarak dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’dan randevu alır. Yanında oğlu Mücahit ve gazetesinin genel yayın yönetmeni Sebahattin Önkibar ile birlikte başbakanlık konutuna gider. O dönemde Çiller - Yılmaz arasında seçimini doğru yapamadığından, Yılmaz’la araları bozuktur, Ören bu görüşme sırasında cebinden küçük bir Kuran-ı Kerim çıkarır ve Mesut Yılmaz’a şöyle der; şu Kuran’ın üzerine yemin ediyorum ki, bundan böyle ben yaşadığım süre içinde, benim gazete ve televizyonumda sizin ve partinizin aleyhine tek bir haber yapılırsa Allah beni kahretsin. Ayrıca Mesut Yılmaz’ın aleyhine  yazan Mehmet Barlas’ı kovacağını söyler ve ertesi gün kovar da. Ören o dönemde 165 milyon dolarlık Bursa-Yalova elektrik dağıtım ihalesi için Yılmaz’ın desteğine ihtiyacı vardır.

Vakit: İsrail’e Osmanlı tokadı

Sahibi Nuri Aykon olarak görünmekle beraber perde arkasındaki isim ise Mustafa Karahasanoğlu. Gazete AKP ve Saadet Partisi ortasında bir yayın politikasına sahip.

Vatan: Peres tahrik etti Erdoğan sert çıktı

Gazetenin sahibi Zafer Mutlu. Hatırlayanlar bilir, Zafer Mutlu, Sabah Gazetesini verdiği tencere, tava, ansiklopedi, kullanılmış cip,  promosyonları ile Hürriyet’in üzerinde satışa çıkaran eski Genel Yayın Yönetmenidir.  Mutlu gazetecilikten çok tüccar zihniyete sahip bir isim. Sabah Gazetesinin başındayken söylediği ”ne gazeteciliği kardeşim biz burda dükkan açtık para kazanıyoruz” sözleri çok tartışılmıştı.

Zafer Mutlu ile ilgili çok bilinen bir olayıda sizlerle paylaşalım.  Sabah Gazetesi 1997 yılında Yılmaz Hükümetinde Ekonomi Bakanı olan,  Güneş Tanerin, bir kadınla olan ilişkisini gazeteye taşır. Güneş Taner de Sabah Gazetesinin  resmi ilanlarını keser. Haberin bedeli ağır olmuştur. Mutlu mecburen af dilemeye gider. Lakin Güneş Taner ders vermek konusunda kararlıdır. Af dileme sırasında Zafer Mutlu’dan diz çökmesini ister. Mutlu dizlerinin üzerine çöker af diler. Güneş Taner  “Oğlum, ben devletim devletle uğraşılmaz” der. Haber kaynağı Mehmet Barlas’tır.

Yeni Çağ: Helal Olsun:

Yeni Çağ gazetesinin arkasında TSK‘nin çok ciddi desteği vardır. Aşırı milliyetçi yayın politikası ile bilinmektedir.  Bununla birlikte, laik ve ödün vermez TSK çizgisinde görmedikleri, eski Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’ü bir dönem son derece sert ifadelerle eleştirmiştir.

Gazete’nin  finansörünün  ise Türk Metal Sendikası Başkanı ve şu anda Ergenekon davasından tutuklu Mustafa Özbek’in olduğu konuşulmaktadır. Türk Metal Sendikası ve Başkanı Mustafa Özbek’in  mal varlığı çok uzun bir liste oluşturmakta ve Ergenekon soruşturması kapsamında incelenmektedir.

Milli Gazete: 7 yıldır ilk doğru işini yaptı
Davos’ta Sert Çıkış
Milli Gazete Saadet Partisi ve Erbakan’a yakınlığı ile biliniyor. Erdoğan’ın iktidara gelmesi ile Erdoğan’a yakın bir yayın çizgisine sahip olsa da manşetden görüleceği üzere, Erdoğan’ın ilk defa doğru bir iş yaptığı iması var.

Yeni Şafak: Tarihi Tokat

Gazete Sahibi Ahmet Albayrak ,Erdoğan’a yakın isimlerden ve eski dostu. Son dönemde Erdoğan ile aralarında, ihale ödemelerinin gecikmesi nedeni ile, soğukluk olduğu konuşulmakla birlikte Albayraklar halen  İstanbul Belediyesi’ne iş yapan müteahhitlerin başında geliyor.

Zaman: Erdoğan paneli terk etti Peres özür diledi

Gazete sahibi Ali Akbulut, Genel Yayın Yönetmeni: Ekrem Dumanlı

Zaman gazetesinin sahibi Ali Akbulut Fethullah Gülen’e yakınlığı ile biliniyor. Zaman, Fethullah Gülen Cemaatinin yayın organı olarak ta zikredilebilir. Akbulut ailesi zamanında tekstil işinde önemli bir malvarlığı yaparak Medya sektörüne girmişlerdi. Ali Akbulut aynı zamanda Çalık’ların damadıdır, uzaktan da olsa Erdoğan’ın akranası sayılırlar. Bir anlamda, Sabah Takvim ve Zaman aynı potada değerlendirilebilir.

Resme biraz uzaktan bakınca, gazete patronlarının, gazeteciliği,  iş çevrelerini kuvvetlendirmek, karşı tarafı yıpratmak  ve güçlerini pekiştirmek amacı ile kullandıkları anlaşılıyor.  Başka nelerin anlaşıldığını da sizin yorumunuza bırakıyoruz.

bir sonraki yazımızda bu gazetelerin yazarlarının Davos sonrası ilk yazılarında attığı başlıklara bakacağız

http://editor.milletmeclisi.com/blog/davos-mansetleri-ile-turk-basininin-anatomisi/

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

26/1/2009 · Kategori: HABERLER

UGİAD Başkanımız Sn. Barış Battal

BAŞIMIZ SAĞOLSUN, UGİAD Başkanımız Sn.Barış Battal, Elim bir Trafik Kazası Sonucu Vefat etmiştir.  UGİAD Başkanımız Sn.Barış Battal, Bugün,(24 Ocak 2009-Cumartesi), İstanbul'a gelmek üzere, Uşak'tan Denizli'ye giderken, Çivril yakınlarında geçirdiği elim bir trafik kazası sonucu vefat  etmiş ve tüm camiamızı üzüntüye boğmuştur.

Çok değerli sevgili Barış Başkanımıza Allah'tan Rahmet dileriz.

Ailesine, yakınlarına tüm üyelerimize sabrı cemil niyaz ederiz.

Merhum Barış Başkanımızın Cenazesi, 25 Ocak 2009 Pazar günü öğle namazını müteakip Zümrüt Camiinde kılınacak cenaze namazından sonra Uşak'ta toprağa verilecektir.

Mekanın Cennet Olsun Sevgili Barış Başkanım

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

22/11/2008 · Kategori: HABERLER

Giyilebilir battaniyelere ilgi arttı

Uşak'ta bir firma tarafından üretilen giyilebilir battaniyelerin büyük ilgi gördüğü, özellikle kış ayları soğuk geçen ülkelerden talep geldiği bildirildi.

Sesli Tekstil Müşteri İlişkileri Yöneticisi Zeki Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 5 yıldır ürettikleri giyilebilen ve ''televizyon battaniyesi'' adı verilen siparişleri yetiştirmekte güçlük çektiklerini belirterek, üzerinde fermuar ve çıt çıt bulunan giyilebilir battaniyenin çok ilgi gördüğünü söyledi.

İskandinav ülkeleri ve Almanya başta olmak üzere kışı çok soğuk geçiren ülkelerden sipariş aldıklarını anlatan Çelik, Türkiye'nin en büyük battaniye üreticisi firmaları arasında yer aldıklarını kaydetti.

Pamuk ve akrilik ağırlıklı ham maddeden elde ettikleri televizyon battaniyesinin hafif kumaştan üretildiğini ifade eden Çelik, şu bilgileri verdi:

''İnsanların ev içerisinde günlük ihtiyaçlarını rahatlıkla yapabileceği, üzerinde taşırken kişiye herhangi bir hareket güçlüğü vermemesi için fermuar ve çıtçıtlar ilave edilen bu battaniye, çamaşır makinesinde yıkanabiliyor ve uzun yıllar kullanılabiliyor. Ev ortamında hiçbir ısınma aracı kullanılmadan dahi kişi bu battaniyeyi giyerek sıcak bir şekilde hayatını sürdürebilir.''

''Günde 6 bin battaniye üretim kapasitesine sahip firmamızda şu an tam kapasite üretim yapıyoruz. Hatta üç aylık üretim kapasitemiz aldığımız siparişler nedeniyle doldu. Şu an yeni siparişlere cevap veremiyoruz'' diyen Çelik, geçtiğimiz yıl Rusya, Gürcistan ve Avrupa ülkeleri arasında yaşanan doğal gaz krizinin talebi etkilediğini ileri sürdü.

İç piyasadan da bu battaniyeye büyük talep beklediklerini kaydeden Çelik, bu battaniyelerin fiyatının normal battaniye fiyatından biraz pahallı olduğunu, ancak yıkanabilir ve uzun ömürlü olmasının büyük avantajı sağladığını anlattı.

(aa)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

5/11/2008 · Kategori: HABERLER

Hangi üniversitesinin kaç bilimsel yayını var?

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 2007 yılında en çok bilimsel yayın yapan üniversiteler ile öğretim üyesi başına düşen yayın oranını belirledi.

YÖK'ten alınan bilgiye göre, bilimsel yayın sıralamasında İstanbul Üniversitesi, öğretim üyesi başına düşen yayın oranına göre ise TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ilk sırada yer aldı.    

''Tam makale''ler dikkate alınarak yapılan sıralamaya 2006 yılında kurulan 15 yeni üniversite ile birlikte toplam 93 üniversite dahil edildi. Öğretim üyesi sayısı, ÖSYM'nin 2006-2007 yılı Yükseköğretim İstatistikleri kitabından alınarak belirlendi.    

Üniversitelerdeki bilimsel yayın sayıları sıralamasında İstanbul Üniversitesi 1254 bilimsel yayın ile ilk sırada yer alırken, bunu 1034 yayın ile Hacettepe Üniversitesi ve 980 yayın ile Ankara Üniversitesi izledi.    

Öğretim üyesi başına düşen yayın sayısında ise ilk sıraları genellikle vakıf üniversiteleri aldı. Birinci sırada TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi yer alırken, ikinci sırada yeni kurulan üniversitelerden Bozok Üniversitesi, üçüncü sırada ise Başkent Üniversitesi bulunuyor.

Bilimsel yayın sayılarına göre yapılan sıralamada hiç yayını bulunmayan Çağ Üniversitesi son sırada yer alırken, Mimar Sinan Üniversitesi 2, Amasya Üniversitesi ise 3 bilimsel yayına sahip. Çağ Üniversitesi öğretim üyesi başına düşen yayın sıralamasında da son sırada yer alıyor.

Yeni kurulan 15 üniversitenin kendi aralarındaki sıralamasında Düzce Üniversitesi 60 bilimsel yayın ile ilk sırada bulunurken, bunu 29 bilimsel yayın ile Bozok Üniversitesi, 25 bilimsel yayın ile Rize Üniversitesi izliyor. Bilimsel yayınların üniversitelere göre genel sıralamasında ise Düzce Üniversitesi 59, Bozok Üniversitesi 65 ve Rize Üniversitesi ise 66'ıncı sırada.

2007 yılında yayın sayıları sıralamasına göre üniversiteler şöyle:        


ÜNİVERSİTE ADI BİLİMSEL YAYIN SAYISI        

1. İstanbul Üniversitesi 1254    

2. Hacettepe Üniversitesi 1034    

3. Ankara Üniversitesi 980    

4. Gazi Üniversitesi 863

5. Ege Üniversitesi 783    

6. ODTÜ 692

7. İstanbul Teknik Üniversitesi 575    

8. Dokuz Eylül Üniversitesi 503    

9. Erciyes Üniversitesi 477

10. Ondokuz Mayıs Üniversitesi 472


2007 yılında öğretim üyesi başına düşen yayın oranları ise şöyle:        

ÜNİVERSİTE ADI BİLİMSEL YAYIN ORANI        

1. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi 1.46 

2. Bozok Üniversitesi 1.32

3. Başkent Üniversitesi 1.30    

4. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 1.04

5. Koç Üniversitesi 1.00

6. ODTÜ 0.95    

7. Erciyes Üniversitesi 0.87

8. Bilkent Üniversitesi 0.84

9. Çankaya Üniversitesi 0.82

10. Atılım Üniversitesi 0.78

 

(aa) 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

8/10/2008 · Kategori: HABERLER

Başarılı gençler bu adreste! www.basariligencler.com

www.basariligencler.com
MURAT TOKAY
Başarılı olmayı kim istemez ki? İyi bir eğitim almak, iyi bir iş sahibi olmak her gencin hayalidir. Diplomalı işsizlerin her geçen gün çığ gibi büyüdüğü ülkemizde bunu gerçekleştirmek öyle kolay değildir.

Ama bugün çok önemli kurumlarda ciddi sorumluluklar alan gençlerin sayısının her geçen gün arttığı da bir gerçek. Yolun başındaki her genç akranlarının bu başarısını merak eder. Onların tecrübelerinden faydalanmak ister. Peki bu arkadaşlar başarıya nasıl ulaştılar? Nasıl bir hikayeleri var? Genç yaşta bu kariyere ulaşmak için neler yaptılar? İşte İbrahim Eryiğit de bu soruların peşine düşen gençlerden birisi. http://www.basariligencler.com’un kurucusu ve editörü. 25 yaşında.

basariligencler.com 7 Nisan 2008’de bir kitaplaştırma projesinin web yayını olarak kuruldu. Sitede bugüne kadar 19 gençle yapılan röportaj yayınlandı. Röportajları İbrahim Eryiğit yapıyor. Site genç kalemlere de açık. Mihraç Cerrahoğlu, Sinan Gülebaş, Ubeydullah Tanrıöver, Mehmet Cihangir gibi genç isimler de yazılarıyla başariligencler.com’a destek veriyor. Sitenin üyelik sistemi yok. Herkes siteye girip yazılanları okuyabiliyor, yorum yapabiliyor. “başariligençler”in ‘facebook’ta da bir grupları var. Sitede yakın zamanda “genç köşe yazısı” yarışması olacak.

Sitenin yöneticisi İbrahim Eryiğit, kendi alanında başarılı gençlerin röportajlarının yer alacağı bir platform oluşturmak amacıyla yola çıktığını söylüyor. Eryiğit, kuruluş amaçlarını şöyle açıklıyor: “Başarılı gençlerle yapacağımız röportajlarla onları yakından tanıyacak ve onlardan bir şeyler öğrenerek motivasyonumuzu artırmaya çalışacağız. Bununla birlikte ‘Genç Köşe’ ile okuyucu gençlerimizin daha başarılı olabilmesi için bir rehber olma amacındayız. Her geçen gün kendini geliştirmenin etkisiyle gençlerin ve kendini genç hissedenlerin buluşacağı bir portal olan basariligencler.com iyiyi, güzeli, doğruyu, samimi ve faydalı olanı verebilirse kendini mutlu sayacaktır.”

İbrahim Eryiğit, projenin birçok insandan takdir görmesinin kendisini mutlu ettiğini belirtiyor. “Böyle bir çalışmaya gerçekten çok ihtiyaç varmış inanın.” diyen Eryiğit “Umudumu bu proje ile kazandım.” ya da “Hayatın anlamını kaybetmeye başlarken buraya rastgeldim.” tarzında yorumlar aldığını söylüyor.

Sitede röportajına yer verilen gençlerin çoğu 1980 yılından sonra doğmuş. Başarı öykülerine yer verilen isimler şöyle: Abdülbaki Yavuz, Erdem Genç, Ezgi Harmancı, Ali Rıza, Efe Sıvış, Münteha Mangan, Betül Cemre Yıldız, Gökhan Okur, Tuğba Karademir, Selim Şumlu, Aykut Karaalioğlu, Emrah Kaya, Mehmet Bahadır Er, Nurettin Özdoğan, Ceren Karaçayır, Tamer Şahin, Mihraç Cerrahoğlu, Hakkı Alkan, Ozan Karakoç.

Nasıl başardıklarını anlatıyorlar

Abdülbaki Yavuz’la Altın Portakal’a aday en genç yönetmen seçildiği için görüşülmüş. 8 yaşında Türkiye’ye ilk altın madalya kazandıran Tuğba Karademir bugün 23 yaşında. Karademir de sitede başarı hikayesini anlatan gençlerden. Adı Yok dergisinin editörü Ezgi Harmancı (21) ile şiir ve edebiyat üzerine konuşulmuş. Harmancı yazıyla ilgili kendisine bir gelecek tasarlayanlara şöyle sesleniyor: “Yazmak için birikim gerekli. Çok okumak, insanı anlamak, düşünmek, hissetmek gerek. Kimse yazar doğmuyor. Yazmayı öğrenene kadar çaba göstermek lazım. Ben de bu yolda yürüyorum. Tavsiye değil paylaşım olur yani söylediklerim yalnızca. Bu iş gerçekten sevmeden olmuyor.” Dünya 3.sü satranççımız Betül Cemre Yıldız (19) da bu spora nasıl başladığını, başarıyı nasıl yakaladığını anlatıyor. “Herkesin satranç oynaması gerektiğine inanıyorum. Profesyonel olmasa da hobi olarak insanın hayatına yardımcı olabilecek bir spor.” diyor. Sitede başarı hikayesiyle yer alanlardan biri de Zaman Gençlik okurlarının yakından tanıdığı bir isim: Nurettin Özdoğan. Özdoğan, 22 yaşında. Üniversite son sınıf öğrencisi. Dünyanın en büyük yönetim danışmanlık firmalarından birinde çalışıyor; köşe yazarı, TV programcısı gibi sıfatları başarıyla taşıyor. 25 yaşında 3 şirketin ortağı olan Erdem Genç de, girişimciliğini genç arkadaşlarıyla paylaşıyor. Genç, “Sürekli çabalamak, kurcalamak lazım. Sürekli bir çaba sonucunda mutlaka bir şeyler oluyor, bir sonuç alıyorsunuz. Bir de yanınızdaki insanlar çok önemli. Mutlaka sırtınızı güvenle yaslayacak iyi birer ortakla yola çıkmanızı veya en azından yakın çalıştığınız kişilerin bu şekilde olmasını öneririm.” diyor. National Geographic Dergisi 2007 yılı fotoğraf yarışmasında İnsan kategorisinde Türkiye birinciliği ve dünya ikinciliği alarak adını duyuran fotoğraf sanatçısı Ceren Karaçayır ise fotoğrafa ilgi duyanlarla tecrübelerini paylaşıyor. m.tokay@zaman.com.tr

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

8/10/2008 · Kategori: HABERLER

Gençler işsizlikten eşsizlikten evsizlikten korkuyor

H. Salih Zengin
‘Geleceğimizin umudu’ diye nutuklar attığımız gençlerimizin geleceğe dair umutsuz olduğu ortaya çıktı. Necip Fazıl’ın “Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert “ben varım!” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur!” duygusuna sahip bir dava ahlakını pırıldatıcı bir gençlik...” diye övdüğü, Nihal Atsız’ın “Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve âşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur.

Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lâzımdır.” dediği gençliğin yerinde adeta yeller esiyor. Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğretim görevlileri Doç. Dr. Emine Özmete ve Dr. Ayşe Sezen Bayoğlu’nun 300 öğrenci ile yaptığı “Gençlerin toplumsal refah ile ilgili konularda geleceğe bakışları” adlı araştırmanın sonuçlarına göre, üniversiteli gençler gelecek konusunda oldukça karamsar. Gençlerin toplumun geleceği ve toplumsal refah açısından en çok kaygı duydukları konular arasında iş bulma imkanlarının gittikçe zorlaşması (% 93,3), yeterince para kazanamama ile ilgili kaygıların artması (% 90,6), meslek seçiminin çıkmaza girmesi (% 90) ve toplumdaki evsiz, yoksul ve muhtaç insanların sayısının artması (% 88,3) ilk sırayı alırken, % 89,3’ü de madde bağımlılığının ve alkolizmin yaygınlaşmasından kaygı duyuyor. Gençlerin çoğunluğu da (% 71,3) toplumun depresyona sürüklendiği fikrinde. Psikiyatrist Cemal Dindar, gençlerin iyi bir iş-iyi bir aş-iyi bir eş’e dair düşlerini kaybettiklerini ve her kayıptan sonra olduğu gibi bu düşlerin yasını tutmaya başladıklarını, bunun da gençleri depresyon ve benzeri ruhsal rahatsızlıkların içine iteceği uyarısında bulunuyor. Araştırmayı yorumlayan sosyolog Doç. Dr. Vehbi Başer ise araştırmanın Türkiye’de gençlerimiz arasında ne tür kaygıların yaygın olduğu sorusuna cevap veren bir araştırma olamayacağını ve genele teşmil edilemeyeceğini ancak bunun yapılması gereken çalışmaların belki ilk basamağında yer alan bir araştırma olduğunu kaydediyor.

Yıllardan beri çok genç bir nüfusa sahip bir ülke olduğumuzu söyleyerek gururlanıyoruz. Eh Avrupa ülkelerindeki nüfus dağılımına bakınca bu gururu hak ettiğimiz söylenebilir elbet. Ancak her yıl üniversiteye adım atan binlerce genci kara kara düşündüren bir olgu var: Gelecek kaygısı… Yükseköğretimin sadece % 10’unun teknik ve sağlık eğitimi, %30’unun da sosyal eğitimnden oluştuğunu düşünürsek mezun olanların büyük çoğunluğunun işsizlik sorunuyla karşı karşıya geleceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Eğitimin üretimden ziyade sosyal eğitime dönük olması nedeniyle karşılaşılan bu sorun, her yıl diplomalı işsiz sayısının da katlanmasına yol açıyor haliyle.

20 milyon öğrenciye sahip Türkiye’de her yıl 1,5 milyon yeni kişinin çalışma hayatına girdiği ve sahip olduğumuz 125 üniversiteden her yıl 250 bin civarında öğrencinin mezun olduğu göz önüne alınırsa işsizlik sorununun gençlerde büyük bir paniğe neden olabileceğini söyleyebiliriz. Ülkemizde ise gençlerin toplumsal refah algılarını konu alan çalışmaların sayısı oldukça yetersiz olsa da geçtiğimiz günlerde yapılan bir araştırma gençlerin toplumsal refah ile ilgili konularda geleceğe bakışlarını ortaya koyması açısından anlamlıydı. Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğretim görevlileri Doç. Dr. Emine Özmete ve Dr. Ayşe Sezen Bayoğlu’nun yaptığı “Gençlerin toplumsal refah ile ilgili konularda geleceğe bakışları” adlı araştırmanın sonuçlarına göre üniversiteli gençler gelecek konusunda oldukça karamsar bir tablo çiziyor. Ankara, Gazi ve Hacettepe üniversitelerinden 168’i kız, 132’si erkek toplam 300 genç ile karşılıklı görüşme tekniğiyle yapılan araştırma ilginç sonuçlara sahip. Ancak Balıkesir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Vehbi Başer, bu araştırmanın genelleme yapmak için yeterli bir çalışma olmadığına dikkat çekiyor. “Türkiye’de gençlerimiz arasında ne tür kaygıların yaygın olduğu sorusuna cevap veren bir araştırma değil; bu soruya cevap aramak noktasında, yapılması gereken çalışmaların belki ilk basamağında yer alan bir çalışma. Zaman içinde bu çalışmada kullanılan ölçek geliştirilerek geçerlilik ve güvenilirliği ortaya konduktan sonra, -yükseköğrenime devam etsin ya da etmesin- tüm Türkiye gençliğini (yaş, cinsiyet, yerleşme, aile gelir düzeyi, eğitim, uğraşı vb. değişkenler açısından) temsil edici bir örnekleme uygulanmak suretiyle toplanan veriler analiz edilirse, elde edilecek bulgular, yukarıdaki sorulara bilimsel cevaplar vermemizi mümkün kılabilir. Çalışmayı yürüten akademisyenlerin bunun için gerekli desteği bulmalarını ve bu konuda hepimizi aydınlatmalarını umuyorum.” diyor.

Gençler, madde bağımlılığı ve alkolizmden kaygı duyuyor

Araştırmaya göre toplumsal refah açısından sağlıklı yaşam ile ilgili konularda en çok madde bağımlılığının ve alkolizmin yaygınlaşmasından kaygılanan gençler (%89,3), sosyo-kültürel ve ekonomik yaşama ilişkin olarak da en çok ekonomik koşullar, yoksulluk ve iş bulma olanakları ile ilgili kaygı duyduklarını belirtiyorlar. Büyük çoğunluğunun ailelerinden düzenli harçlık alarak yaşamlarını sürdüren (%96,46) bu gençlerin çoğunluğu da (% 71,3) toplumun depresyona sürüklendiğini düşünüyor. Ancak gençlerin toplum sağlığı ile ilgili konulardaki algıları ve duyarlılıklarının da cinsiyete göre farklılık gösterdiğini söylemek lazım. Kızlar toplumu etkileyen HIV/AIDS ve hepatit gibi ciddi hastalıklar hakkında daha çok bilgi sahibi olmak isterken, erkeklere oranla toplumda madde bağımlılığı ve alkolizmin yaygınlaşmasını daha kaygı verici buluyorlar.

Eş seçmek de zor, arkadaş seçmek de…

Peki gençler kendi geleceklerini nasıl görüyorlar? Gençlerin sosyo-kültürel ve ekonomik yaşam ile ilgili geleceğe ilişkin kaygı duydukları ve toplumsal refah açısından duyarlı oldukları konuları belirlemeyi hedefleyen araştırmanın sonuçları, gençlerin büyük çoğunluğunun (% 93,3) bugün yapılan yanlışların gelecekte olumsuz neticeleneceğini düşündüğünü ortaya koyuyor. Gençlerin toplumun geleceği ve toplumsal refah açısından en çok kaygı duydukları konular arasında iş bulma olanaklarının gittikçe zorlaşması (% 93,3), yeterince para kazanamama ile ilgili kaygıların artması (% 90,6), meslek seçiminin gittikçe zorlaşması (% 90) ve toplumdaki evsiz, yoksul ve muhtaç insanların sayısının artması (% 88,3) ilk sırayı alıyor. Araştırmayı yapan Doç. Dr. Emine Özmete ve Dr. Ayşe Sezen Bayoğlu, gençlerin toplumsal refah açısından, geleceğe ilişkin en çok ekonomik koşullar, yoksulluk ve iş bulma olanakları ile ilgili kaygı duyduklarının anlaşıldığının ortaya çıktığını ifade ediyorlar.

Araştırmaya gönüllü olarak katılan 300 üniversiteli gencin büyük çoğunluğu dünyanın gittikçe kötüleştiğini düşünürken (% 85), gelecekte yaşam koşullarının daha zor olacağına inananların sayısı da (% 84,4) hiç yabana atılır cinsten değil. Evlilik ile ilgili seçeneklerin ekonomik ve sosyal açıdan daha sınırlı hale geldiğini (% 79,0) ve toplumun sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan kötüleştiğini (% 76,0) düşünen genç oranı da azımsanamayacak çoğunlukta. Doğru arkadaş seçiminin zorlaştığını düşünenlerin oranıyla (% 70,6), gerektiğinde anne ve babadan ayrı bir evde yaşamanın uygun olduğunu da söyleyenlerin oranı da (% 65,7) birbirine yakın bir oranda seyrediyor. Ancak araştırmaya katılan gençlerin öğrenim gördükleri temel bilim alanının toplumsal refah algılarını bazı konularda etkilediği gözlemleniyor. Sağlık bilimleri alanında öğrenim gören gençler, fen ve sosyal bilimler alanlarında öğrenim gören gençlere kıyasla gelecekte yaşam koşullarının daha zor olacağına inanırken, sağlık bilimleri alanında öğrenimini sürdüren gençler de, sosyal bilimler alanında öğrenim gören gençlere kıyasla dünyanın gittikçe kötüleştiğine daha çok inanıyor.

Bu tabloya bakarak Türkiye’nin sahip olduğu büyük gençlik potansiyelinin ilerisi için umut vermediğini ve bir tehlike olmaktan başka bir işe yaramadığını söylemek mümkün. Peki ne yapmak gerekiyor? Araştırmayı gerçekleştiren uzmanların önerisi şu: “Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde gençlerin ekonomik koşullarını iyileştirebilecek ve meslek sahibi olabilecekleri eğitim programlarının planlanması ve uygulanması; sağlık ve eğitim hizmetleri ile diğer toplumsal hizmetlerin kalitesinin artırılarak, toplumda yaşayan her bireyin bu destek ve yardımlara eşit bir şekilde ulaşabilirliğinin sağlanması; gençlerin toplumsal refah açısından geleceğe ilişkin kaygı düzeylerini azaltacak, onların hem fiziksel hem de mental olarak daha sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmelerine yardımcı olacak hizmetlerin yaygınlaştırılması ve bu konuda gerekli politikaların oluşturulması ve uygulanması…” s.zengin@zaman.com.tr



“Araştırma sonuçları Türk gençliğinin hepsini kapsamaz”

Doç. Dr. Vehbi Başer (Balıkesir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı): “İşin uzmanı olarak konuşacaksak çalışmanın kuramsal temeli ile yöntemine bakmak gerekir. Bu türden çalışmalar rapor edilirken, önce, araştırmanın omurgasını oluşturan ölçeğin yapısının tanıtılması ve geçerliliği ile güvenilirliğine ilişkin analizlerin sunulması gerekir. Siyasi katılım, aile huzuru ya da sosyal refah gibi farklı konulardaki tutumları dile getiren tutum ifadeleri (item) bulmak -ya da uyarlamak- yetmez; bu ifade setlerinin herhangi bir şeyi gerçekten ölçüp ölçmediğini -ve ölçüyorsa yapılan ölçüme ne kadar güvenilebileceğini- istatistiksel olarak analiz etmek de gerekir. Bunlar yapılmadan bir şeyin gerçekten bilimsel olarak ölçüldüğüne hükmedemeyiz. Ulaştığımız elektronik yayında bu konulara ilişkin bilgi sunulmadığından neyin, niye öyle ölçüldüğü ve bu ölçümün ne kadar geçerli ve güvenilir olduğu gibi konularda fikir beyan etmemiz mümkün görünmüyor. Söz konusu çalışma, Türkiye genelinde gençlerin görüşlerini saptamak üzere temsil edici bir örneklemden veri toplanarak genellemelere ulaşmak iddiasında değildir. Nitekim, veriler Ankara’daki üç üniversitenin öğrencileri arasından toplam 300 gence anket uygulanarak toplanmıştır. Bu nedenle, raporda kullanılan, örneğin “gençler toplum sağlığı ile ilgili konularda en çok … konusunda kaygılanmaktadırlar” türü ifadelerden, tüm Türkiye’de gençlerin böyle bir kaygısı bulunduğu sonucunu çıkarmak yanlış olur. Burada “gençler” denirken “Türk gençliği” değil, araştırmaya dahil edilen 300 gencin kastedildiği anlaşılıyor. Günümüzde gençlik araştırmalarında 15-30 yaş arasındaki bireyleri kapsamak gibi bir eğilim var. Bu çalışmada kapsanan gençlerin ise yarıdan fazlası (%61) 20 yaşının altında. Öte yandan, bu çalışmadan kalkılarak “yükseköğrenim gençliği”nin burada söz konusu edilen türden ve yoğunlukta kaygılar taşıdığı sonucu da çıkartılamaz; zira, bu araştırmaya dahil edilmemiş bölüm ve fakültelerde okuyan, çok çeşitli sosyo-ekonomik ve kültürel kökenlerden gelen ve Türkiye’de, yükseköğretim kurumlarının bulunduğu farklı kentlerdeki gençler ya bu kaygıları taşımıyor; veya çok farklı kaygılar taşıyor da olabilirler.”

***

Gençler, düşlerinin yasını tutuyorlar

Cemal Dindar (Psikiyatr): “Eğitimle rahata ermek isteyen büyük kesim kendi kaderiyle baş başa kalmış durumda. Bu gençler ruhsal olarak ilk gençlik dönemlerinde büyüttükleri ‘iyi bir iş-iyi bir aş-iyi bir eş’e dair düşlerini kaybediyorlar ve her ‘kayıptan’ sonra olduğu gibi bu düşlerin ‘yasını’ tutmaya başlıyorlar. Önemli bir bölümü kendiyle ve çevresiyle çatışmalı bir kişiliğe bürünüyor, depresyon ve benzeri ruhsal rahatsızlıkların içinde kendilerini buluyorlar.”

***

Araştırmadan sonuçlar

Madde bağımlılığının ve alkolizmin yaygınlaşmasından kaygılanan gençlerin oranı %89,3.

Toplumun depresyona sürüklendiğini düşünenlerin oranı %71,3.

Gençlerin %76’sı toplumun sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan kötüleştiği kanaatinde.

Gençlerin %36’sı okul ortamında güvenli olmadığını düşünüyor.

Gelecekte bir dünya savaşının olacağına inananların oranı %67.

Toplumdaki evsiz, yoksul ve muhtaç insanların sayısının arttığını düşünenlerin oranı % 88,3.

Katılımcıların % 90,6’ı, yeterince para kazanma kaygılarının gittikçe arttığı fikrinde.

İş bulma olanaklarının gittikçe azaldığını düşünenlerin oranı % 93,3.

Meslek seçiminin gittikçe zorlaştığını düşünenlerin oranı %90.

Hükümet seçimleriyle ilgilenmeyenlerin oranı %21.

Evliliğin ekonomik ve sosyal açıdan daha sınırlı hale geldiğini düşünenlerin oranı %75.

Doğru arkadaş seçiminin zorlaştığını düşünenler %70,6.

Gerektiğinde anne ve babadan ayrı bir evde yaşamanın uygun olduğunu düşünenlerin oranı ise 65,7.

Sayı:97

ZAMAN GENÇLİK

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

1/10/2008 · Kategori: HABERLER

12 Eylül'den beri böyle rektör görmedi

ODTÜ'nün 68 Kuşağı temsilcisi, özgürlüklerin kalesi Boğaziçi'ne rektör atanınca, ilk işi başörtüsü yasağı oldu. Rektör Özçaldıran 12 Eylül'ü hatırlatıyor...

Öğrencilerin 'Baba Kadri' dediği Rektör Özçaldıran, öğretim üyelerinin sakallarına takan 12 Eylülcü rektörü hatırlatıyor.

Boğaziçi, üniversiteler arasında her türlü düşünceye saygının ve özgürlüklerin kalesi olarak bilinir. Bilimsel üretkenlik ve akademik kalite bakımından da yükseköğretimin amiral gemilerinden biridir. Üniversitelerde gelenekler ve yazılı olmayan kurallar bir anda gerçekleşmiyor. Dünyanın değişik ülkelerinde neredeyse 10 asırlık üniversite geleneğinden söz edilirken, Türkiye'nin modern anlamda üniversite geleneğinin emekleme safhasında olduğu ortada. 19. yüzyılın ortalarında başlayan Robert Kolej geleneği ve yılların kültürel birikiminin Boğaziçi'ni hak ettiği bu konuma getirdiği söylenir. Boğaziçi'nin bir numaralı etik kuralı ise insan hak ve özgürlüklerine saygıdır.

İnsan hak ve özgürlüklerine saygı darbe dönemlerinde bile Boğaziçi'nde kesintiye uğramadı. Bu konuda üniversite hocaları ve öğrenciler arasında anlatılan efsane, Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Birtek'in başına gelenlerdir: 12 Eylül darbesinden sonra üniversiteye, askerî yönetimin atadığı bir rektör gelmiştir. Rektörün önemli icraatlarından biri de hocaların kılık kıyafetlerine çekidüzen vermek olacaktır. Rektör, üniversitede karşılaştığı Prof. Dr. Faruk Birtek'i sakallı görünce, bu durumun üniversiteye yakışmayan bir manzara olduğunu düşünerek "Hocam, sakalınızı kesin!" emrini vermeye kalkar. Birtek hoca şaşırmıştır. Elleriyle sakalını avuçlar ve şöyle der: "Sayın hocam, bu sakallar çok rektör gördü!"

BOĞAZİÇİ YASAKÇI TAVIRLA GÜNDEMDE
Boğaziçi'ne 12 Eylül döneminde Robert Kolej mezunu olmayan ve üniversitenin geleneklerini bilmeyen ilk rektör atanmıştı. Prof. Dr. Ergun Toğrol, bu görevde 10 yıl kaldı. Üniversite tarihinde Robert Kolej mezunu olmayan ikinci rektör ise Prof. Dr. Kadri Özçaldıran oldu.

Okulda 'harbi' yapısı, argo, hatta küfürlü konuşması, gırgırı ve şamatasıyla 'Baba Kadri' olarak bilinen 'elektrikçi' Kadri Özçaldıran, üniversitenin açıldığı gün başörtüsü yasağıyla gündeme geldi. Postmodern darbe olarak bilinen 28 Şubat sürecinin aşırı yaklaşımlarından bile orta yol bularak çıkmayı başaran üniversitede akademik yılın başladığı ilk gün katı bir başörtüsü yasağı uygulanmak istendi. Rektörden talimat aldıklarını söyleyen güvenlik görevlileri, başörtülü öğrencileri kampus girişinde durdurdu. Başörtülü öğrencilere rektörlük tarafından hazırlanan ve içeriğinde "Başörtülü girdiğim takdirde tüm hukuki sonuçları önceden kabul ediyorum." yazılı bir kâğıt imzalatılmak istendi. Kâğıdı imzalayan bazı öğrenciler içeri girerken, imzalamayanlar okula alınmadı. Okula giren servis araçları bile güvenlik görevlileri tarafından aranarak başörtülüler araçlarından indirildi. Bu yasakçı tavır öğrenciler tarafından protesto edildi ve Boğaziçi'nin özgürlükçü geleneğine büyük bir darbe vuruldu.

Göbeğine kadar uzayan sakalıyla komünizmin kurucusu Karl Marx'a benzeyen, saçlarına perma yaptıran, yumurta göbeğinden dolayı sürekli askılı pantolon giyen Kadri Özçaldıran, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) 68 Kuşağı temsilcilerinden.

Rektör Özçaldıran, göreve gelir gelmez kadrosunu kurdu. Yükseköğretim mevzuatında bir rektörün en fazla 3 rektör yardımcısı atama hakkı varken; Özçaldıran, dört 'danışman', bir öğrenci dekanı ve 3 de yardımcı olmak üzere 8 rektör yardımcısı atadı. Rektörün uygulaması kanunda yoktu; ama yaptı. Özçaldıran'ın göreve getirdiği isimler şöyle: Prof. Dr. Füsun Akarsu, Prof. Dr. Emin Anarım, Prof. Dr. Günay Anlaş, Prof. Dr. Yeşim Arat, Prof. Dr. Zeynep Atay, Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, Prof. Dr. Ayşe Gül Toker ve Prof. Dr. Tereza Varnalı.

11 bin öğrencisi, bine yakın öğretim elemanı olan Boğaziçi'ne, dekanlar, bölüm başkanları, müdürler varken 8 yardımcı yöneticinin getirilmesi tartışılıyor. Çünkü üniversitenin geleneğinde katılımcı bir yönetim anlayışı var. Üniversite daha çok bölümler bazında idare ediliyor ve her bölümü de hocaların kendisi yönetiyor. Çoğu zaman bölümdeki işlere bölüm başkanı bile karar vermiyor. Başkan sadece formaliteden ibaret ve hocaların kararını tasdik eder konumda yer alıyor. Yönetimde yer alanların daha çok 'şahin' kanattan seçilmesinin üniversitedeki yasakçı yapıyı hortlattığı kaydediliyor. Çünkü Özçaldıran'ın yönetime getirdiği isimlerin hemen hepsi şu sıfatla anılıyor: Ulusalcı...

CUMHURBAŞKANI GÜL ATAMAK ZORUNDA KALDI
Muhafazakâr camia, Boğaziçi Üniversitesi'nde yaşananlardan sonra, "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, statükoyu temsil eden, özgürlük karşıtı, yasakçı birini nasıl rektör atadı?" sorusunun cevabını arıyor.

Aslında bu soruyu cevaplamadan önce "Boğaziçi hocaları, neden Özçaldıran'ı üniversitede yapılan seçimde birinci yaptı?" sorusuna cevap aramak gerekiyor. Üniversitede rektörün görev süresi ağustos ayında sona eriyordu. Mevcut Rektör Prof. Dr. Ayşe Soysal yeniden aday olacağını aylar öncesinden deklare etmişti. Herkes 'Boğaziçi'nde tek aday' çıkacak nazarıyla bakıyordu. Ancak haziran ayında yapılacak seçime 1 ay kala Kadri Özçaldıran rektörlüğe aday olduğunu açıkladı. Rektör adayı Özçaldıran, hocalara gönderdiği seçim bildirgesinde üniversitenin son yıllarda 'imaj' sorunu olduğunu dile getiriyor ve birtakım vaatlerde bulunuyordu. Rektör adayı Kadri hocanın 'üniversitenin geleceğini ipotek altına alacak' diye bahsettiği imaj sorunlarının başında, üstü kapalı olarak, medya organlarında çıkan başörtüsü, Ermeni konferansı ve Kürt ayrımcılığı ile ilgili haberlerden söz ediliyordu.

Ayrıca Özçaldıran, öğretim üyelerini canevinden vuran vaatlerde de bulundu. Mesela, her öğretim üyesinin konut sorununu çözeceğini ifade etti. Seçim bildirgesinde "Konut sorununun çözümü için Hazine, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ya da TOKİ'den alınacak, iyi bir yerde, yeterince büyük bir arazi ya ciddi bir şirkete pay karşılığı verilerek ya da bir kooperatif kurmak yoluyla değerlendirilebilir ve bu arazi üzerinde bir BÜ-Kent kurulabilir." diyordu.

Özçaldıran, geçim sıkıntısı çeken genç asistanların sevgisini kazanmak ve öğretim üyelerinin desteğini çekmek için 'akçalı' işlere de el attı. Üniversitede teknopark kuracağını ve buradan yılda 4 milyon dolar gelir sağlayacağını anlatan rektör adayı Özçaldıran, her akademisyene buradan yıllık 10 bin dolarlık pay düşeceğini vurguluyordu.

Son bir ay içinde çıkıp bu vaatlerde bulunması, üniversitede son dönemlerinde nispeten pasifleşen Ayşe Soysal karşısında Özçaldıran'ı önemli bir aday konumuna getirdi. Ve üniversitedeki seçimde Prof. Dr. Kadri Özçaldıran 170, Prof. Dr. Ayşe Soysal 146, Prof. Dr. Aslı Tolun 4, Prof. Dr. Niyazi Türkeli 2 ve Prof. Dr. Faruk Birtek ile Prof. Dr. Betül Tanbay 1'er oy aldı. Özçaldıran ve Soysal dışındaki adaylar formaliteden YÖK ve Cumhurbaşkanı'na gönderilecekti. Ayrıca üniversitenin geleneğinde hocaların seçtiği kişiye saygı da vardı. Bu yüzden seçimin akabinde Ayşe Soysal, "24 oy eksik aldım. Değil 24, 1 oy farkı bile olsaydı çekilirdim." diyerek bu aşamadan sonra atanması hâlinde bile rektörlüğü kabul etmeyeceğini ifade etmiş ve YÖK'ün mülakatına bile gitmemişti. Böylece Kadri Özçaldıran, rektör adayı olarak tek başına kalmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de önüne gelen tek aday konumundaki Özçaldıran'ı atamak durumunda kalmıştı.

BOĞAZİÇİ'NİN GELENEĞİ: HER GÖRÜŞE SAYGI
Yeni rektör ve ekibinin akademik yıl başlar başlamaz başörtüsü yasağı ile gündeme gelmesi, Boğaziçi camiasında tartışma konusu oldu. Üniversite hocalarının internet ortamındaki tartışma platformlarında konu hâlâ gündemde. Mesela, sol görüşlü bir öğretim üyesi (ismi mahfuz), tartışma platformunda şu görüşü dile getiriyor: "Başörtüsünden dolayı bayan öğrencilerin üniversiteye alınmamasının laikliği savunmak olduğu savının bazı eksik tespitlere dayandığını düşünüyorum. Kamu eğitiminden öğrencileri soğutmak, onlara eğer değişmeyecekseniz başka yerlerde okuyun mesajı veriyor. Türkiye'yi İran'dan uzaklaştırmaktansa İran'a yaklaştırıyor. Çünkü kamu eğitim kurumlarından gördükleri soğukluğu cemaatlerin sıcaklığı telafi ediyor. Burada eğitim almazlarsa başka yerde alacaklar. Eğer üniversitemiz laiklik adına bir adım atmak istiyorsa, öğrenciyi derslikte tutmalı. İşimizi eğitmenlik olarak tanımlayan bizlerin eğiteceğimiz öğrencileri seçmemiz bazı öğrencileri 'eğitilemez' kategorisine koymamız demektir. Bu da eğitmenliğin tanımına uymaz."

Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Birtek de başörtüsü konusunda Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel'e verdiği röportajda türban yasağına taraftar olmadığını dile getirmişti. "Derslerde ben türbanlı öğrencilere muhakkak izin veriyorum. Çünkü bu öğrencilere saygım var." diyen Birtek, "Gerekçesi ister İslami ister başka bir şey olsun, insanların kılık kıyafetine karışamam. Ben kanun uygulayıcısı değilim. Polislik yapmıyorum." diye konuşmuştu.

Boğaziçi Üniversiteliler Derneği (BURA) Yönetim Kurulu Başkanı Osman Eroğlu da başörtüsü yasağının üniversiteye yakışmadığını savunanlardan. Eroğlu, "Bu üniversite tarihinde bir ilk oldu ve üniversiteye yakışmadı. Bir rektör üniversitede oluşan yılların birikimi bir kültürü, geleneği, okulu değiştiremez. Ben inanıyorum ki öğretim üyelerinin duyarlılığı ve Boğaziçili kültürü bu tavrı yenecek." diyor.

Boğaziçi'nin en önemli özelliklerinden olan farklı görüşteki insana saygı duyma, öğrenciler arasında her zaman dikkat çekiyor. Üniversitede her türlü görüşten öğrenciyi tartışırken görmek mümkün. Ancak bu fikir tartışmaları hiçbir zaman kavgaya dönüşmüyor. Öğrenci ateist, komünist, dindar, liberal veya başka bir dünya görüşünü benimsemiş olsa bile kendi fikri dışındaki görüşlere sürekli saygı gösteriyor. Okul kantinlerinde farklı düşüncedeki kişilerin astığı afişlerin her zaman yan yana olması bunun en bariz göstergesi kabul ediliyor. 30'a yakın aktif öğrenci kulübüyle dikkat çeken üniversitede bugüne kadar 'Öğrenciler birbirine satırlarla, bıçaklarla, yumruk yumruğa saldırdı' gibi haberler duyulmadı. Protestolarını çok seviyeli yapan öğrenciler hiçbir zaman şiddete karışmadı. Bu yüzden de rektör Özçaldıran'ın yasakçı tavrına sağcısıyla, solcusuyla, liberaliyle, pankçısıyla, ateistiyle bütün öğrenciler tepki gösterdi.

BOĞAZİÇİ'NİN ETİK KURALLARI
Boğaziçi Üniversitesi'nde yönetim tarafından öğretim elemanları, öğrenciler, idari görevi olan öğretim üyeleri ve idari personele ilişkin, yasalar ve yönetmeliklerin genellikle kapsamadığı ya da belirlemediği alanlarda uyulacak ilkelere tarafların bağlılığının sağlanması amacıyla etik ilkeler belirlendi. Bu ilkeler şöyle:

İnsan hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi,

Din, dil, ırk, etnik köken, fikir, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, bedensel engel ve benzeri özellikler nedeniyle ayrımcılık ve önyargıya yer vermeden hakça ve dürüst davranılması,

Üniversitede her konunun özgürce tartışılacağı bir ortamın oluşturulması ve korunması,

Bilgilenme, bilgilendirme, öğrenim ve öğretim özgürlüğünün korunması,

Bilimin gelişme sürecinin herkes tarafından desteklenmesi,

Saydamlık ilkesi ile saklı kalması gereken bilginin korunması ilkesi arasında denge kurulması,

Üniversite içi bireyler ve birimler arası ilişkilerin her zaman karşılıklı saygı çerçevesinde tutulması,

Kurumsal kaynakların korunması, özenli, verimli ve etkili kullanımının sağlanması,

Karardan doğrudan ya da dolaylı etkilenenlerin karar verme sürecine katkılarının sağlanması,

Yapılan iş ve alınan kararlarda insanlığın yararı gözetilip sosyal sorumluluk bilinciyle davranılması,

Kişisel yetkinliğin geliştirilmesi; dürüstlük, güvenilirlik, hak ve sorumlulukların bilinciyle davranılması,

Profesyonel yetkinliğin geliştirilmesi; görevin kendine özgü amaçlarına, kurum ve görevin saygınlığının korunmasına uygun davranılması; işin yapılmasında kalite ve etkililik ilkelerinin benimsenmesi,

Bireysel gelişimin desteklenerek özendirilmesi; akademik liyakat, deneyim ve emeğe saygı gösterilmesi,

Çevreye karşı duyarlı, sorumlu ve hayvan haklarına saygılı davranılması,

Üniversitede yetkilerin akademik özerklik, özgürlük ve iyi niyet çerçevesinde kullanılması, sorumlulukların tam olarak yerine getirilmesi; söz konusu ilkelerin yöneticilerce kurum içi ve dışında korunması.

Aksiyon

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

30/9/2008 · Kategori: HABERLER

YÖK'ün "Ulusal Değişim Programı"

YÖK'ün "Ulusal Değişim Programı" 

 
Ankara - Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) yükseköğretim kurumları arasında öğrenci ve öğretim üyesi değişimini amaçlayan ''Ulusal Değişim Programı'' (UDEP) taslağına bayram tatilinin ardından son hali verilecek.
 
YÖK'ün hazırladığı taslak, Avrupa üniversiteleri arasında ülkeler arası işbirliğini teşvik etmek üzere öğrencilerin ve eğitimcilerin değişimini, Avrupa Birliği ülkelerindeki çalışmaların ve alınan derecelerin tanındığı ortak bir platform oluşturmayı hedefleyen ''Erasmus Programı''nın ulusal boyuttaki benzeri niteliğini taşıyor.
 
Üniversitelere görüşleri için gönderilen UDEP taslağının, Ramazan Bayramı'ndan sonra YÖK tarafından tekrar ele alınması ve son halinin verilmesi planlanıyor. Program, üniversitelerin kabul etmesi halinde uygulamaya geçirilecek.
 
Taslağa göre, YÖK tarafından yürütülecek UDEP'ten, Türkiye'de bulunan tüm devlet ve vakıf üniversiteleri ile yüksek teknoloji enstitüleri, bağımsız vakıf meslek yüksekokulları, askeri yükseköğretim kurumları ve polis teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları yararlanabilecek. Yükseköğretim kurumları arasında gerçekleştirilecek değişim faaliyeti bu kurumlar arasında imzalanan ''ikili anlaşma'' kapsamında yapılacak.
 
Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarının herhangi birinde öğrenci ve öğretim üyesi olanların yararlanabileceği program, ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerini kapsayacak.
 
Değişim programına başvuran öğrenciler, öğreniminin bir bölümünü ikili anlaşma ile ortak olunan yurt içindeki başka bir yükseköğretim kurumunda gerçekleştirecek.
 
Programa göre, değişim faaliyetinin süresi aynı akademik yıl içerisinde 1 veya en fazla 2 dönemi kapsayacak.
 
Ön lisans ve lisans programlarının hazırlık ve birinci sınıfında okuyan öğrenciler UDEP öğrenim hareketliliği faaliyetinden yararlanamayacak. Ayrıca, yüksek lisans ve doktora öğrencileri hazırlık ve bilimsel hazırlık dönemi ile esas eğitime başladıkları ilk dönem için bu programa katılamayacak.
 
AA

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

20/9/2008 · Kategori: HABERLER

Rektörler, 'fen edebiyat' mezunlarına çare arıyor

Ankara'da Üniversitelerarası Kurul toplantısında bir araya gelen rektörler, fen edebiyat fakültesi mezunlarının öğretmen olabilmesi için kolaylık getirilmesini istedi. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) da formasyon eğitiminin 1 yılda tamamlanacağını duyurdu

Üniversitelerarası Kurul'un (ÜAK), Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Hasan Ceylan başkanlığında yaptığı ilk toplantıda fen edebiyat fakültesi öğrencilerinin sorunları konuşuldu. Görevi Rektör Ceylan'a devreden Üniversitelerarası Kurul'un önceki başkanı Akdeniz Üniversitesi eski Rektörü Mustafa Akaydın daha çok siyasi tartışmalarla gündeme gelmişti.

Kurulun Ankara Üniversitesi Morfoloji binasında yapılan toplantısında Bartın Üniversitesi Rektörü Ramazan Kaplan, fen edebiyat fakültesi öğrenci ve mezunlarının yaşadıkları sıkıntıları anlattı. Diğer rektörler de Kaplan'a destek verdi. Bunun üzerine, Rektör Kaplan'ın konuyla ilgili bir rapor hazırlaması ve bir sonraki toplantıda konunun daha detaylı konuşulması kararlaştırıldı.

Bartın Üniversitesi Rektörü Ramazan Kaplan, fen edebiyat fakülteleriyle ilgili uygulamayı eleştirdi. İsteyen öğrenci ve mezunlara formasyon eğitimi verilmesini öneren Rektör Kaplan, bu konuda Açıköğretim Fakültesi'nin değerlendirilebileceğini belirtti. Kaplan, sorunun çözülmemesi halinde formasyon eğitiminin bazı üniversiteler için kazanç kapısı olmaya devam edeceğini ifade etti.

Bazı eğitimciler fen edebiyatlıların da eskiden olduğu gibi öğretmenliğe atanmasını isterken bazıları, eğitimleri boyunca öğretmen olmak üzere yetiştirilen eğitim fakültelilerin öncelikli olarak atanmasını istiyor. Milli Eğitim Bakanlığı da öğretmen atamalarında eğitim fakültesi mezunlarına öncelik veriyor. Yükeköğretim Kurulu (YÖK), fen edebiyat fakültesi mezunlarının formasyon eğitimini 1,5 yıldan 1 yıla indirdi.

'Öğrenci affı 28 Şubat mağduru başörtülü öğrencileri de kapsasın'

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, gündemdeki 'öğrenci affı' tasarısının 28 Şubat mağduru başörtülü öğrencileri de kapsamasını istedi. Koncuk, 1997 yılından günümüze kadar üniversitelerle ilişkisi kesilen tüm öğrencilerin bu aftan yararlanması gerektiğini dile getirdi.

Türk Eğitim-Sen Adana 1 No'lu Şubesi'nin düzenlediği iftar yemeğinde konuşan Koncuk, öğrenciler için düşünülen af girişimini memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Af süresinin son 8 yılı içeriyor olmasının beklentilere cevap vermediğini dile getiren Koncuk, şunları ifade etti: "Af süresi 2000 yılından başladığı için 28 Şubat sürecinde mağdur olan birçok başörtülü öğrenci bu aftan yararlanamayacak. Bunun için bu tasarı tekrar gözden geçirilmeli. Süresi en az 1997 yılından başlayacak şekilde değiştirilmeli. Sebebi ne olursa olsun üniversitelerle ilişiği kesilen tüm öğrenciler tekrar okullarına kazandırılmalı." Adana, Cihan

İbrahim Asalıoğlu
20 Eylül 2008, Cumartesi

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

19/9/2008 · Kategori: HABERLER

YÖK'ten rektörlere: Sadece bilimsel çalışmalarla uğraşın

YÖK'ten rektörlere: Sadece bilimsel çalışmalarla uğraşın
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) toplantısına katılan rektör ve üniversite temsilcilerine yükseköğretimdeki hedeflerini anlattı.

YÖK Başkanı, önemli mesajlar verdi. Konuşmasına 'ABD'de özgürlükçü tavır alışıyla tanınan Martin Luther King'in 1963 yılında yaptığı 'I have a dream' (Bir rüyam var) sözünü hatırlatarak başlayan YÖK Başkanı Özcan, "Şimdi ben de, yükseköğretimle ilgili rüyalarımı paylaşmak istiyorum.'' dedi ve dile getireceği ideallerini '1-2 yıl içinde görmek istediğini' söyledi. YÖK Başkanı 'Üniversitelerin sadece esas işleri olan bilimsel çalışmalarla uğraşmasını ve ülkenin sorunlarına çözüm getirecek açılımlar hedeflemesini' istedi. En önemli idealini 'liseden mezun olan tüm öğrencilere üniversitede yer bulmak' olarak ifade eden YÖK Başkanı, bunun sistemin en acil sorunu olduğunu vurguladı. İkinci arzusu 'öğretim elemanı temini' olan Özcan, performansa dayalı bir ödül sisteminin son derece yararlı olacağını belirtti. Özcan, bir diğer arzusunun ise bütün bu gelişmeleri sağlayacak öğretim elemanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi olduğunu belirtti. 'Yeni kurulan üniversitelerin derhal yapılandırılması ve eğitime başlaması ile uluslararası atıf endekslerinde Türkiye'nin 19. olan yerinin daha üst sıralara çıkması' YÖK Başkanı'nın diğer önemli hayalleri.

Ülkede uzaktan eğitimin yaygınlaştırılması, özellikle yeni üniversitelerin bundan faydalandırılmasının da hayalleri arasında olduğunu belirten Özcan, "Şırnak, Hakkari, Bitlis gibi yerlere çok istekli öğretim üyesi bulabileceğimizi zannetmiyorum. Başka teşvikleri de devreye sokacağız; ama uzaktan eğitim gibi çok güçlü bir silahımız var. Bu silahı kullansak her halükarda kârlı durumda oluruz diye düşünüyorum.'' diye konuştu.

İbrahim Asalıoğlu, Ankara

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »