17/12/2007 · Kategori: HIKAYELER

Ayrıntılarda Boğulmamak Melih ARAT

Yazar: Melih ARAT

 

 

 

 

 

Ayrıntılarda Boğulmamak

 

 

Kaynak ile Zeki'nin düğün davetiyesinde tarih yazılırken tarih kısmında kesme işareti konması unutulmuştu. Mükemmeliyetçi bir genç kız olan Kaynak bu duruma çok üzülmüştü. Üstelik bu hata davetiyeler dağıtıldıktan sonra anlaşılmıştı. Ancak davetlilerin hepsi düğüne gelmişti.

Ahmet, bir işe başvurmayı düşünüyordu. Bir gün üniversitede, staj için başvurmayı düşündüğü şirketin genel müdürünü gördü. Onun yanına gitmeyi ve tanışmayı düşündü. Ancak yanında özgeçmişi yoktu. Ahmet bunları düşünürken Orhan bu şirketin genel müdürüne çay ısmarlamayı teklif etti. Genel müdür çayını yudumlarken Orhan biraz kendisinden söz edip staj konusunu açtı ve genel müdür stajı ayarlayacağını söyledi. Ahmet, Orhan'dan çok daha başarılı bir öğrenciydi; çok daha fazla sorumluluk sahibiydi; ama mükemmeliyetçi Ahmet, ortalama ama girişken Orhan'a staj fırsatını kaptırmıştı.

***

İyi ile Rüzgâr, son derece rekabetçi birer karı koca idiler. Rüzgâr'ın okul birincilikleri vardı. İyi ise okul yıllarında ortalama bir öğrenciydi. Karı koca bazen değişik konularda iddialaşırlardı. Kendilerini geliştirmek için bazen kitap okuma ve özet çıkarma yarışı düzenlerlerdi. Bu işi yaparken de aynı kitabı seçerlerdi. Bir kitaptan iki tane alırlar; ikisi ertesi sabah dokuza kadar kitabın özetini çıkarmaya çalışırlardı. Rüzgâr o kadar mükemmeliyetçi bir kadındı ki, kitabın içindeki her türlü ayrıntıyı kontrol etmeye çalışırken genelde kitabı hedef saate kadar bitiremezdi. İyi ise son derece pratik bir şekilde, önce kitabın sayfalarını başından sonuna çevirir; kitapla bir dostluk kurar; sonra da her bölüme hızlıca şöyle bir göz atardı. Hazırlayacağı özette her bölüm için 10 -15 satırlık bir paragraf ayırırdı. Yarışma süresi bittiğinde İyi her zaman kitabın özetini çıkarmış olurdu. Okul birincilikleri olan karısı ise ayrıntılarla uğraşmaktan birçok kitabı bitiremezdi.

***

Bilgin'e işyerinden bir proje vermişlerdi. Bilgin, ismi gibi çok bilgili ve zeki bir insandı. Ancak yeni verilen projenin altından nasıl kalkacağını bilemiyordu. Projenin ismi ona söylendiği anda proje sürecinin tüm ayrıntıları kafasında canlandı. İş gözünde büyüdü büyüdü ve ona korku vermeye başladı. Korkmaya başlayınca, o ayrıntılar onu durdurmaya başladı. Sonunda projeyi zamanında tamamlayamadı. Üstleri onu azarladılar. Bilgin kendini berbat hissediyordu. Sonunda projeyi Seçer Bey'e verdiler. Seçer Bey, projenin ayrıntılarına girmeden püf noktalarını bulmaya çalıştı. Elbette küçük şeyler büyük değişikliğe yol açabiliyordu, ama öncelikle proje neresinden tutulacaktı? Onu bulmaya çalıştı. Projeyi zamanında tamamladıktan sonra Seçer ile iyi arkadaş olan Bilgin, Seçer'e sordu: "Bu projeyi bu kadar hızlı tamamlamanın sırrı nedir?" Seçer şöyle cevap verdi: "Ben her işe bir tabure yapar gibi yaklaşırım. Tabure yapılacaksa, değişik seçimleri hızlıca yapıp karar vermek gerekir. Örneğin taburenin oturma kısmı yuvarlak mı, kare mi olacak? Kaç ayağı olacak? Sağlam olması nasıl sağlanacak? Hemen bu sorulara cevap veririm. Oturma kısmı yuvarlak olacak, dört ayağı olacak derim ve işe girişirim." Sen böyle yapmıyorsun. "Hangi tür çivi kullanalım; gürgen mi olsun, ceviz mi olsun? Ayaklar hangi ağaçtan olsun? Vernik hangi kıvamda olsun?" gibi bir sürü ayrıntıyı en baştan hesaplamaya çalışıyorsun. Bu da sana hem zaman kaybettiriyor; hem de şevkini kırıyor. Onun için projeleri bitiremiyorsun.

***

Fatih, ödevini inceleyen öğretmenine sorar: "Ayrıntılarda boğulmamanın sihirli bir formülü var mı hocam?" Öğretmen cevap verir: “Elbette var. Sağlam bir kayaya çıkmak. Bir dereyi geçerken, insanlar karşıya geçmen için üstüne basacak sağlam bir kaya ya da taş bakarlar. Dere, ayrıntı kabul edilebilecek su damlalarından oluşur. İşte ayrıntılarda boğulmamanın yolu, bizi hedefe ulaştıracak sağlam kayaları bulmaktır hayatımızda.”

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

3/10/2007 · Kategori: HIKAYELER

KENDİ CENAZE NAMAZINI KILAN ŞEHİTLER

KENDİ CENAZE NAMAZINI KILAN ŞEHİTLER

OLUR MU, OLMAZ MI ? Demeyin.......

 

Babamım dostlarındandı. Dimdik yürüdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya,
öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle
otururdu. Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı.
Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar’da savaşmış. Ancak İzmir’in kurtuluşundan sonra
köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki?
Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık.
Olur muydu??

Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış
boğuşuyorlar. Yüzbaşı hücum için emir bekliyor. Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin! ...
Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor...
"Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim... Haydi !
Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim..."
Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yüzbaşı;
" Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor.
Hem onlar için, hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..."

" Kabe Karşımızda... "

Arkadan Of'lu Ali çavuş bağırır. " ER KİŞİ NİYETİNE... "

O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.
Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular...."

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

9/7/2007 · Kategori: HIKAYELER

Ayaz adlı bir köle

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan
Mahmud' un kölesi olmuş.
Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş.
Derken Sultan'ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı
tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir
olmuş.
Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri
ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini
ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler.
Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha
çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için
ellerinden geleni yapmışlar.
Bir gün Sultanın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş:
Köle Ayaz'ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi
çaldığından adım gibi eminim. Sultan kulaklarına inanamamış. İşin aslını
kendi gözlerimle görmeliyim demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride
olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı
kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş.
Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra
da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın
karşısına geçmiş.
Kendi kendine, Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu
hatırlıyor musun? diye sormuş. Bir Hiçtin sen...
Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultanın eliyle sana rahmetinden
belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla nereden geldiğini unutma!
Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler.
Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla
Ayaz, hatırla! Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş.
 Hazine dairesinden çıkarken birden Sultanla yüz yüze gelmiş. Sultan
gözlerini Ayazın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar
süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş.
Ve sultan mahmut:Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi...
kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın
huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin demiş.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »