“SESLİ daha çok ses getirecek...” Hazim Sesli

“SESLİ daha çok ses getirecek...” 
 
Hazim Sesli

Hazim Sesli... Çok küçük yaşlarında hayata, doğduğu Nevşehir’in ara sokaklarında sakız satarak başladı... Aslında dört kuşaktır tüccar, üç kuşaktır da sanayici olan bir ailenin en girişkeni olacağı o günlerden belliydi...

 
Karşımda oturan genç insanın, bu kadar kısa bir zaman diliminde bu kadar önemli başarılara imza atmış olması bana, asla bir tesadüf olarak görünmüyor...

Kendisiyle ilgili yaptığım ön araştırmalarda, belki de önüme çıkan en ilginç bilgilerden biri, aslen Nevşehirli bir aileden geldiği ve doğduğu kentin sokaklarında henüz çok küçük yaşlarda sakız satarak ilk ticaretini başlattığı yönünde...

Oysa, bizler onu, giderek dünyanın bir numaralı battaniye üretim merkezi haline gelen Uşak’ın yine dünya çapında ünlü SESLİ Battaniyeleri’nin patronu, yönetim kurulu başkanı Hazim Sesli olarak tanıyoruz...

Açıklamalarında, geçmişe dair iki ana noktanın altını çizmeden edemiyor...

“Evet, doğrudur. Dedemlerin yanında yaşıyordum, çok küçüktüm, ama doğduğum Nevşehir’de hayata sakız satarak başladım. Öyle ki, sakızları satar, bir de kutusunu satar öyle eve dönerdim...”

“Biz, Sesli’ler olarak, dört kuşaktır ticaret, üç kuşaktır sanayi ile uğraşıyoruz. Bu nedenle, Anadolu’nun gelenekleri yerli yerine oturmuş hür teşebbüsünü en iyi şekilde temsil ediyoruz...”

Hazim Sesli ile söyleşi, zaten ailenin ticaret ve sanayi geleneğinin detaylı tarifi ile başlıyor...

“Ben ailemin dördüncü kuşak tüccar, üçüncü kuşak sanayici üyesiyim. Sanayicilik dedemizle başlamış. O zamanlar aile, tekstil hammaddeleri ticareti ile uğraşıyor. Hani, bir dönemin yün çorapları... Bu tür üretimin hammaddesinin ticaretini sürdürüyorlar büyüklerimiz. Bir sanayici çok miktarda hammadde çekmiş, borçlar büyümüş, işler sıkışmış, ödeyememiş. Ne yapacak? Dedemlere gelip bir halı ipliği fabrikam var

 

, borçlarıma karşılık isterseniz bu fabrikayı size vereyim diyor. Sanayicilik o güne kadar yapmadıkları bir iş ama diğer yanda da bütün alacağın batması riski var. Karar verip fabrikayı borçlarına mahsuben alıyorlar. Dedeler, babam, dayımlar herkes işin içinde... Kayseri, Bünyan, Hereke tarzı halılar için çok aranılan kaliteli halı ipliği üretiyoruz. Sanayicilik böyle başlıyor.”

Pekiyi, yaşam, Hazim Sesli için nasıl gelişti...

“Biz, kabul edelim ki, kuşak olarak çok şanslıydık. 1983 yılında Türkiye, bugünlerini belirleyen çok köklü bir değişim sürecine girdi. Merhum Turgut Özal iktidara geldi, 12 Eylül’den çıkılıp, sivilleşmeyle birlikte büyük bir ekonomik reform paketi de devreye sokuldu. Merhum Özal’ ın o dönemde, iktidara gelir gelmez başlattığı, önemli teşvik programlarına dayalı, kredileri özel sektörün emrine veren ve özellikle Anadolu’nun sanayileşmesinin yolunu açan dönem, Türkiye açısından tarihi önemdedir. Bu dönem, günümüzde, benim gibi 40’lı yaşlarının başlarında olan girişimci kuşağının serbest teşebbüs kavramıyla 17-18 yaşlarında tanışmasına neden oldu. Ben o zaman, ailemin en genciyim. Dedemin şoförlüğünü gönüllü üstlenmişim. O benim için büyük üniversite. Düşünün o yaşımda, ticaret ve sanayiyi çok iyi bilen bir insanla Tokat, Niksar, Ordu, Kayseri, Niğde, Bor... Heryeri dolaşıyorum, ticaret görüşmelerini izliyorum. Devamında dayımlar... Onlarla da öyle... Bizim ailemiz geniş ve disiplinli bir ailedir. O zamanlar bizler çok genciz. Büyüklerimizin yanında onların çantalarını taşıyalım yeter. Büyük bir hızla gelişen koşulları, piyasayı öğreniyoruz. Bu arada, ben, özellikle Ankara’daki teşvik işlemlerini de takip ediyorum. Bunların her biri büyük tecrübeler.”

Tabii bu tecrübelerin hızla paraya dönüştürülmesi süreci de aynı dönemde hızl

anıyor...

“Biz öyle bir döneme şahit olduk ki... Paha biçilmez... Yaşımız daha çok genç ama, biz, hem içerideki o yeniden yapılanma sürecini en ince detayına kadar yaşadık, hem de dışarıda, Avrupalı işadamlarının Türkler’e randevu vermekte nazlandıkları, randevu verseler bile, toplantı bahanesiyle kapının önünde saatlerce beklettikleri dönemi gördük. Düşünün, 1983’ten hemen sonra. Özal memleketi dışarıya açmış, yatırımlar bütün hızıyla sürüyor. O zaman bizler, uluslararası düzeyde kredi almayı falan bilmiyoruz. Cebimizde nakit para, yatırım peşinde koşuyoruz. O nakit paralar ile Avrupa’ya gider, makine almaya çalışırdık. O Avrupalı bizi kapısında bekletir, ciddiye almaz, önemsemez... Bu dönemleri biz, büyüklerimizin yanında yaptığımız dış temaslarda gördük. Bugün aynı Avrupalılar peşimizde koşuyorlar ama, biz, bir daha memleketimiz aynı günlere dönmesin diye daha bir hırsla çalışıp didiniyoruz. Belki de bu nedenle, benim kuşağım sadece bireysel başarıların peşinde değil. Sadece para kazanmak için çalışmıyor. Yüreğinde büyük bir memleket sevdasıyla hareket ediyor. Bakın bu önemlidir. Bu memleket sevdasının temelinde, çok genç yaşta şahit olunmuş o aşağılanmalar, Avrupalıların bizlere olan o yüksekten bakışları büyük rol oynamaktadır.”

Sadece Anadolu sanayinin değil, Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli battaniye kuruluşlarından biri haline gelen Sesli Battaniye nasıl başladı?

“Sene 1986. Askerden döndüm. Ben askere gitmeden önce, o sırada yürümekte olan teşvik yasası çerçevesinde ailemiz, battaniye üretimi için küçük bir makine yatırımı yapmıştı. Döndüğümde makinelerin ambalajlarından hiç çıkarılmadan ve battaniye üretimine dönük en ufak bir adım atılmadan beklediğini gördüm. Aile büyükleri, o sırada sürmekte olan çalışmalardan memnundular ve battaniye üretimine dönük bir yatırımın karlı olmadığına inanıyorlardı. Ben ise, artık, kişisel yaşantıma bir yön vermek istiyordum. Eğer ailenin sürmekte olan işlerinde görev yapacaksam bir çeşit patron-memurluk gibi bir pozisyonda kalacaktım. Oysa, ben, kendi projelerimi geliştirmek ve yaşama geçirmek istiyordum. Battaniye makinelerini istedim. Başlangıçta bu tür bir yatırımın yersiz olduğu yönündeki görüşler ve direnişlerle karşılaştım. Hatta fabrika için planlanan binanın depo olarak kullanılması halinde bile daha karlı olacağına ilişkin görüşler vardı. Zor ikna ettim. Beni destekleyen aile büyüklerinin, direnenlere, “canım, çocukların yerleri belli olsun, sağa-sola gidip dolaşacaklarına sorumlu oldukları bir işi yürütsünler” dediklerini biliyorum. Dedemin yaklaşımını unutamam. Bizi savundu ve bana,”yapmışken en kalitelisini yap, zarar edersen biz takviye ederiz” diye bizi rahatlattı. Bizim ailenin birinci kuralı zaten bu. Standart yakalayacaksın. Üretimin kaliteli olacak. Ve bunlardan da önemlisi, sözünün eri olacaksın, güvenilir insan olarak anılacaksın. Biz de yola işte böyle çıktık...”

Yola çıktığında nasıl bir dünya vardı...

“Kurduğumuz minik bir battaniye üretim tesisiydi. Fabrika falan dersek büyük yalan olur. Çok küçük bir iş. Günde 50 battaniye bile üretemiyoruz. Bugün, Sesli Battaniye, yılda 1.5 milyonluk üretimiyle dünyanın ilk beşinde (bazen ilk üçünde) Avrupa’nın en büyüğü, tabii Türkiye’nin de, bir battaniye fabrikası...”

20 yıl gibi kısa bir süre içinde nasıl oldu da o minicik üretim tesisi, fabrika olarak anılamayacak girişim, bugünün dünya devi haline geldi...

“Türkiye’nin ekonomik yapılanmasını sarsan hatta değiştiren tüm krizlerden biz, güçlenip büyüyerek çıktık. İlki 1991, Körfez Savaşı... Devamında 1994 krizi... Bu iki kriz sırasında sadece iç piyasaya dönük olarak çalışıyorduk. Ama, tam o dönemlerde Sovyetler Birliği’nin dağılması, bavul ticareti olarak adlandırılan dış satım türünün devreye girmesine yol açtı. Biz, o dönemde bu ticaret türünden en çok yararlanan fabrika olduk. Belki resmi bir ihracatımız yoktu ama, bavul ticareti sayesinde krizleri sanki bir ihracatçı kuruluş gibi atlattık. Tabii bir de İran-Irak-Suriye hattındaki sınır ticareti. Oradaki tüccarlar bizden çok fazla mal çektiler. Ama 1994 yılındaki krizden sonra, İstanbul merkezli olarak ihracat kuruluşumuz SESPA’yı kurduk. Çünkü, ihracatı belirli bir kurumsal kimlik altında ve düzenli bir çalışmaya sürdürmemiz gerektiğini biliyorduk. Bakınız, bugünün önemli tüm kuruluşları bu süreçten geçmişlerdir. Yani, önce, bavul ticareti ve sınır ticareti, ardından ihracatın kurumsallaşması. Bunları yapmayan tüm firmalar yakın geçmişte dökülüp kapanmıştır. Biz bugün SESPA sayesinde tam 55 ülkeye, ki bunların ağırlığı, Japonya, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkeleri gibi kaliteli, zor beğenen pazarlardır, ihracat yapıyoruz. Düşünün, bugünün koşullarında üretimimizin yüzde 60’ı ihracata, yüzde 40’ı ise iç piyasaya gidiyor. Bakın, 2000’li yıllarda, Mustafa ve Muzaffer Sesli gittiler, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde bir şirket kurdular. Bizim buradan gönderdiğimiz yarı mamulü işleyip satmaya başladılar ve o bölgenin en büyüğü oldular. Belki, dedelerimiz, babalarımız işi çekirdekten öğrenmiş insanlardı ama bizlerin almış olduğumuz eğitimler ile elde etmiş olduğumuz tecrübeler, bu tür büyük operasyonları planlayıp başarmamızı sağlıyor. “

Hazim Sesli’ye göre, Türk ekonomisinin geleneksel kırılganlığı nedeniyle bu ülkenin karşılaşabileceği en büyük ekonomik krizler peşpeşe yaşanırken Sovyetler Birliği’nin dağılması ve genç cumhuriyetlerin Türkiye’den kendi standartlarına uygun malları çekmeye başlaması bu ülkenin en büyük şanslarından biri oldu.

“Bu nedenle, bugün de Rusya ve orta asya pazarlarına çok önem veriyoruz. Oralarda gelişmeyi sürdürüyoruz. Çünkü Türkiye, bu coğrafyada, çok stratejik bağlar oluşturmuş durumda. En zor günümüzde bile mal çeken pazarlar bunlar. Bu nedenle, orta asya cumhuriyetlerinde üretim tesisleri kurmamız gerekiyorsa, kuracağız. Vardığımız noktalar önemlidir. Bakın, Ankara Büyükşehir Belediyesi, yaşanılan acı deprem olayından sonra Pakistan’a giden Başbakan Erdoğan ile birlikte devreye sokulmak üzere, bu ülkeye tam 1 milyon battaniye bağışlamayı kararlaştırdı. İyi de bunu kim üretecek? Bize geldiler. Biz, Sesli Battaniye olarak bu işin tam 764 bin adetini üzerimize aldık. Sektördeki diğer firmalar ile bir organizasyon çerçevesinde çok kısa bir süre içinde üretip teslim ettik. O acı olaydan yola çıkan bu çalışma, Uşaklı battaniye üreticisinin ilk kez aynı masa etrafında toplanmasına ve Türkiye Uluslararası Battaniye Birliği’nin de kurulmasına yol açtı. Artık, dünya pazarlarında birbirlerinin fiyatlarını kırmayan, aksine dayanışmaya önem veren bir battaniye sektörü var.”

Sesli Grubu’nun bundan sonraki hedefleri ne? Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada, battaniye kalitesini belirleyen iki-üç kuruluştan biri olarak adlandırılan Sesli, başka sektörlere de girecek mi...

“Başka sektörlere girdik bile. Önce çocuk bezi sektöründeyiz. Bebito markasıyla üretimimiz başladı, sürüyor. Bu sektörde büyümeyi hedefliyoruz. Bizim için yeni, heyecanlı ve geleceği yüksek görülen bir sektör kıvamında. Tüm Balkanlar’a dönük bir operasyon çerçevesinde Makedonya’da da çocuk bezi fabrikamızı kurduk. Bu sektörde diğer hijyenik pedler ve temizlik araçlarında üretim çeşidimizi artıracağız. Şu anda belirgin bir yatırımımız yok ama, girmeyi planladığımız diğer önemli bir sektör de enerji sektörü. Bu konudaki çalışmalarımızın ilk sonuçlarını da önümüzdeki günlerde göreceksiniz...”

Hazim Sesli...

O, Türkiye’nin çok özel koşullarda yetiştirdiği, güçlü ve kararlı “genç müteşebbisler” kuşağından önemli bir isim...

Başarı öyküsünü kısa bir zaman içinde dünyaya taşımayı başaranlardan...

Taşkın Özler- bölgevizyon


Yorum Yaz